Hangi "Objektif" (Fotoğrafta Gerçeklik Kırılması)


(Sevda Ensari, 05 Eylül 2008)



Erdal Kınacı'nın tutuklanması üzerine düşünüyorum. Kendisi aksini iddia etse de tutuklanmasına sebep olan "suç" hastalarının fotoğraflarını onların izni olmadan kullanmış olması. Önce fotoğraflara bakıyorum; oldukça çarpıcı fotoğraflar. Genelev "gerçeği"ni yansıtır gözüken seride kişilerin yüzleri de dikkat çekici. Belli ki fotoğrafçı anların insan yüzündeki dışa vurumuyla da ilgilenmiş.

Seride foto montaj tekniklerinin kullanıldığını ve iddia edildiği gibi engelli kişilerin/ hastalarının izni olmadan fotoğraflarının kullanıldığını varsayalım ve bu yazının yörüngesine sokalım kelimelerimizi;

Erdal kınacı foto montaj ya da herhangi bir teknikle, kendisinin çektiği "hasta" fotoğraflarını, kendisinin çektiği genelev fotoğraflarıyla birleştiriyor ve bunları genelev gerçeğini yansıtırca, "olmuş gibi" sunuyor "yol üstü kerhaneler" serisiyle. Biz, bir hastasının şikayeti üzerine tutuklanan Kınacı’nın fotoğraflarda foto montaj uygulandığını duyduğumuz andan itibaren, o ana dek an fotoğrafı sandığımız fotoğrafların, belgesel değil kurmaca olduklarını öğreniyoruz.

Fotoğrafın doğası gereği nesneleştirilen "çekilen"in yazdığı alt gerçeklikte, bu gerçekliğe (objektif açısı dışında) bir müdahalede bulunmamasına rağmen gerçeği yazan dışındaki tek göz olarak, var olan gerçeği bilen (belgesel) fotoğrafçının gördüğü üzerinde oynadığı bu "oyun"u gerçekliğin kırılıp, yeni bir gerçekliğin yaratılmasına ve alışılagelmiş fotoğrafçı rolünün değişmesine işaret ediyor aynı zamanda.

Olana dokunmadan, yalnız bir göz görevi gören objektifin rolünden sıyrılan fotoğrafçı, objektifi araç olarak kullanan, zihnindeki imge adına objektifinin gördüğünü "işleyen" bir konuma geliyor. Ve belki de, "yalnızca gördüğünü yakalama" yoluyla, fotoğrafın çekenini mekanikleştirmesinin aksine ortaya çıkan "iş"e "işi yapan"ın zihnini katan bir çalışmaya dönüşüyor fotoğraf.

Bu noktada Deleuze'ün "yaratma eylemi nedir?" makalesinde Bresson'un sineması üzerine söylediklerini hatırlayabiliriz;

"Bresson'da topyekün, bütünlüklü mekan yoktur. Aksine, "bağlantısız" mekanları vardır onun: köşede bir yer.. Hücre gibi.. Ve sonra, başka bir köşede, başka bir yer.. Bir dizi küçük mekan kırıntısı, mekan parçacıkları.. Bağlantıları ise önceden-belirlenmiş değil..

...

Bresson, her durumda, birbiriyle bağlantısız küçük mekan parçacıklarından önceden belirlenmemiş mekan yaratan ilk sinemacıdır.

...

İşte Bresson’da ellerin rolü buradan geliyor; kenardaki el.. Mekan parçacıklarını birbirlerine bağlayan.. Ama bu bir kuram değildir.. Felsefe de değildir.. Bresson’daki mekan tipi kenardaki elin sinematografik değer kazanışıdır. Bresson sinemaya dokunma ve temas değerlerini sokan kişidir.."(2)


Elbet Erdal Kınacı’yı Bresson’la karşılaştırmak değil bu Deleuze alıntısında amacımız. Fakat deleuze'ün "bağlantıları önceden-belirlenmemiş mekan parçacıkları" söylemini bağlamından kopararak düşündüğümüzde bir başka boyut da önümüzde açılmakta;

Erdal Kınacı’nın fotoğraflamış olduğu genelevler, fotoğrafların bize gösterdiği gerçeklik düzleminde yer almıyor, zira mekanlar üzerinde bir oynama yapılmamış olsa da, fotoğrafta var olan kişi ve mekan gerçekliği Erdal Kınacı’nın fotoğrafı işleyişinde yaratılmış, dolayısıyla gördüğümüz gibi bir mekan gerçekliğinden bahsetmemiz mümkün değil. Serinin en çarpıcı fotoğraflarında iyice görünür hale gelen bir gerçeklik çakışması aslında bahsettiğimiz; var olan toplum kodlarına göre görünüşleri dolayısıyla "normal" dışı ilan edilmeleri yüzünden, (toplum kodlarınca) bir başka yere ait izlenimi veren kişilerle, yine (toplum kodlarınca) toplumdan ayrı bir yere ait olan genelev çalışanlarının bir aradalığı serinin çarpıcı özelliklerinden belki de en önemlisi. O halde bu fotoğraflar foto montajla yaratıldıysalar, Kınacı iki mekan arası bağlantıyı kendisi kurmuş, onları zihninde var olan bir imge adına bir karede bir araya getirerek yeni, var olmadan-var olan bir gerçeklik düzlemi yaratmıştır.

Zira kimi fotoğraflarda, zihnimize kodlanmış genelev müşterisi imajıyla çelişecek derecede saf, kırılgan, neşeli... Gözüken "müşteriler"le(1) fotoğraf üzerindeki genelev dokusu kaybolarak genelev-olmayan, fakat tüm fotoğrafların genelevlerde çekildiğini bilmemizle genelev-dışı da olmayan bir mekan "oluşuyor".

Buradan bakınca deleuze'ün bresson için söylediği "kenardaki el"i Erdal Kınacı için de söyleyebiliriz belki de, fotoğrafa dokunma ve teması kattığını da.

Fotoğrafın gerçekliğinde hiç bir müdahalede bulunmadan, gerçekliği yalnız kendi beyninde yaratabilir durumdaki dış-görenin rolü de değişecektir bu durumda, dış-gören, görmenin pasif durumundan çıkarak, göz göreviyle sınırlanmayacak, gördüğünü beyninde parçalara ayıracak, yeniden birleştirecek, yeniden parçalara ayıracaktır gördüğü fotoğraflarda foto montaj olduğunu bildiği andan itibaren; fotoğrafa bakan artık yalnız bir dış görücü değil, zihninde gördüğünü işleyici bir konumdadır. Bu durumda fotoğrafta var olan mekan tekrar kırılmalara uğrayacak, gerçeklikler yaratılıp bozulacaktır.

Bunun yanı sıra, zihinde gerçeklik yıkımı fotoğraflarda foto montaj olduğu bilinmeden önce başlayacaktır zira toplum kodlarıyla işlenmiş zihin karşılaştığı gerçekliği var olan kodlarıyla kodlayamadığı an bir kod yaratmaya çalışacak ve her koşulda tek ve mutlak gerçeklik inancı darbe alacaktır. Karşısındaki gerçekliği hiç bir koda indirgeyemediği takdirde ise, zihninin içinde oluşan çözümsüzlük, doğacak çözüm isteminden gerçeklik sorgusunu yaratabilecek; bu da mutlak algısının yıkılması adına bir başlangıcı işaret edebilecektir.

Etik - Ahlak

Yeni bir gerçeklik yaratılırken gözün ve elin yani; fotoğrafı çeken ve işleyenin niyetinin fotoğraflara bakışımızdaki etkisiyle birçok soru ortaya çıkıyor;

Fotoğraflardaki iki ayrı gerçekliğin yan yana gelmesinin fotoğrafların belki de en etkileyici yanı olduğunu ifade etmiştik, bu durumda "hasta"larını ve genelev çalışanlarını "kullanan" bir doktor mu bu fotoğrafların gerisindeki göz-el yahut maddi bir çıkar elde etme amacında olmasa dahi "hasta"ları ve genelev çalışanlarını kendi adına / fotoğrafçılığı adına "prim sağlamak" için manevi yoldan kullanan bir fotoğrafçıyla mı karşı karşıyayız?

Fakat biz, bu soruları cevaplamak yerine bu fotoğraflara karşı yönelen ve Erdal Kınacı’nın da tutuklanma nedeni olarak gösterilen seslere bakalım; kişi yahut kişilerin fotoğraflarının kişilerden habersiz kullanılması ve bunun kişilerde yarattığı iddia edilen manevi zarar.

Bahsi geçmeyen bir başka soru daha soruyor fakat burada zihin;

Mademki bu kişilerin izinsiz olarak fotoğraflarının kullanılması "ahlak dışı", fotoğraflarda görülen genelev çalışanlarının izinlerinin alınıp alınmadığını (en azından benim bulabildiğim belgeler aracılığıyla) bilmememize rağmen bu kişilerin haklarından yahut uğradığı zararlardan bahsedilmiyor fotoğrafların kişilerde zarara yol açacağını iddia edilenler tarafından. Zira ne denli genelev çalışanlarının fotoğraflarının çekilmesine izin verdiği ortadaysa da -ki "hasta"lar da fotoğraflarının çekilmesine verdikleri izin konusunda bir itirazda bulunmuyorlar.- genelev çalışanlarının yaratılacak fotoğrafta birlikte gösterileceği kişiyle birlikte görünmek isteyip istemeyecekleri sorulmuş olduğuna dair bir belge yok elimizde. Devlet yargı makamlarınca "adalet"in ancak kişilerin rızasıyla devlet tarafından gerçekleştirilebileceğini biliyoruz lakin Kınacı’ya yükselen seslerde bahsedilen "onur", "şeref" vb. kavramlar, toplumda yerleşik bakış açısıyla genelev çalışanının hayatını kazanma yolu dolayısıyla "onursuz", "şerefsiz" görülmesi dolayısıyla sadece "hasta"ları işaret ediyor.

Bir başka noktaysa bireyin kendi iznini gerekçe gösteren tüm yorumlamalarda bahsedilmeyen fakat fotoğraflarda görülen "hasta"ların akli dengeleri dolayısıyla kendinden sorumlu olamayacağı ilan edilenler, fotoğraflarının yayınlanması adına ancak "eş"lerinin onayıyla karar verebilecek olanlar ve hatta toplum normları tarafından öz iradesi baskılanan kişi;

Kınacı fotoğrafları kullanmadan önce fotoğraflayacağı kişilerden izin istediği takdirde kendi isteği sorulmadan eşi, ailesi vb.nin onay yahut reddiyle davranmak zorunda bırakılan kişinin verdiği yahut vermediği izin kendi izni mi olacağı sorusu bir yana, toplum normlarınca davranmak zorunda bırakılan kişinin kişisel bir rahatsızlığı olmayacağı durumda dahi fotoğraflarının genelev çalışanlarıyla yahut eşleri dışında kişilerle olmasından kaynaklanan fotoğraflanan kişi yahut kişilerin dışarıda yaşayacağı rahatsızlığı düşünerek izin vermemesi de kişinin öz iradesiyle verdiği kendi kararı mıdır?

Kişinin özelini koruma gerekçesiyle yükselen bir sesin toplum normlarının yeniden inşası için kullanıldığı bir noktada duruyoruz şimdi;

Yerleşik genelev çalışanı bakışının yarattığı, "hasta"lardan bahsederken bahsetmeye gerek duymadığı genelev çalışanlarıyla, toplumca insani duygular beslenmeye, haklarını savunmaya değer bir kişi olmadığı ilan edilen genelev çalışanı bakışını, insan hakları olarak gösterilen bir konuda tekrar üretiyor dolayısıyla insanın mahremine yönelik bir "suç" olarak gösterilen izinsiz fotoğraf kullanımının ancak toplum tarafından kabul edilebilecek kişi için işlediğini belgeliyor "hasta"ların hakkını savunan sesler.

Şimdi etik-ahlak hakkında yazdıklarımızın en başındaki sorgulamamıza dönelim;

Fotoğraflanan kişi gerçekliği yazarken fotoğrafçının objektifiyle onu (fotoğrafın doğası gereği) her durumda nesneleştirdiğini daha önce ifade ettik, lakin daha detaylı olarak düşünmemiz gereken bir noktayla karşılaşıyoruz;

Erdal Kınacı’nın yarattığı fotoğraflardaki gerçeklikten bahsederken, mekan kişi birliğini kendisinin yaratması dolayısıyla var olmadan-var olan bir gerçeklik oluşturduğunu söyledik. Bu durumda Kınacı’nın çekilenin var olduğu gerçeklik düzlemini kendi elleriyle yaratması dolayısıyla fotoğrafı çekileni düşündüğümüzde, nesneleştirmeden öte bir nesneleştirmeden de bahsedebiliriz.

Çekilenin, kendi oluşundan çıkarak çekenin elinde bir başka oluşa girerek kendinden uzaklaştığı, kendine yabancılaştığı sorusu devreye giriyor burada ki fotoğraflarda sunulan gerçeklikler üzerine gitmemiz gerekiyor;

Bulabildiğimiz belgeler aracılığıyla öğrendiğimiz, fotoğrafların bize gösterdiği kişilerin fotoğraflandığı halleri fotoğrafçının kişileri objektif karşısına alması -ve bir başka fotoğrafla birleştirmesi- sonucu önümüze gelmişler, davranış yahut ifadelerde/hallerde yapılan bir değişiklik yok yani kişilerin yüz ifadelerinde yahut davranışlarında yapılmadan-yapılan yahut olmadan-olan bir davranış veya hal ile karşı karşıya değiliz.

Fotoğraflarda yer alan kişilerin itirazlarına yol açan, cinselliğin tabu ilan edildiği bir toplumda fotoğrafların genelevlerde çekilmiş olması belki de. Zira fotoğrafçının tutuklanması üzerine çıkan seslerde de, fotoğrafları kullanılan kişilerin seslerinde de duyduklarımız namus vb. kavramlar üzerine.

Bu durumda yabancılaşma sorusuna tekrar dönelim;

Fotoğraflanan kişilerin kişisel hayatlarında cinselliğin yer aldığı tahmini üzerinden gidersek, kendi cinselliğinin olası halleriyle karşılaşan bireyin cinselliğiyle karşılaştığında yaşayabileceği yabancılaşma aynı zamanda cinselliği de onun bir parçası olan bireyin kendine yabancılaşmışlığının getirdiği bir sonuç olmuyor mu?

Fotoğrafçının kendi fotoğrafçılığı adına "prim sağlama" niyeti üzerine gidersek;

Fotoğraflanan kişilerin fotoğraflarının Erdal Kınacı tarafından çekildiğine karşı bir itiraz bulunmuyor, o halde kişilerin yüz ifadelerini yakalayarak yahut kendi direktifleriyle hal aldıran ve onları bu şekilde gösteren halen fotoğrafçının kendisi, yani fotoğrafçının gösteren rolüne dair bir şüphemiz yok bu durumda. Fakat artık, daha önce de bahsettiğimiz gibi, gösterilenin işlenmemiş ham gerçeklik olması durumu yerine yaratılmış bir gerçeklik olmasıyla karşı karşıyayız ve bu noktada fotoğraf göz olarak gösterdiğiyle, el olarak yarattığının bileşiminin toplamı oluyor. Zihnindeki imgeler dolayısıyla yaratıcı halen Erdal Kınacı olduğuna göre -eğer varsa- sağladığı "prim" kendi göz ve zihniyle yarattığından kaynaklanıyor.


1 Toplum içinde kodlandığı üzere genelev müşterisi, girip "işini görür" ve çıkar, mesela fotoğraflarda gördüğümüz gülen müşteri tipi toplum kodlarında yer almayan bir genelev müşterisi tipidir.
2 G. Deleuze; http://www.korotonomedya.net/theoria/Deleuze.html..




Yorumlar:


Yorum Ekle

Yetmiyor.Net ailesi gururla sunar. İletişim kurmak ve yayımlanmasını
istediğiniz yazılarınızı iletmek için: iletisim@yetmiyor.net

Bu sitede yayımlanan yazılar başka bir
platformda izinsiz yayımlanamaz.


Yazar Girişi Arama Yetmiyor.Net