Abdurrahman Abi ve Dürüm Etleri Üzerine


(Ömer Abidinoğlu, 01 Kasım 2009)



yağmur fena. tir tir titreyerek, sulara basmadan hızla yürüyorum. derin sohbetlerde bulunmuş, birbirimize pek yakın olmamıza rağmen "ben adam değilim bakma" veya "hayaletler var bu evlerde" travmalarını sebep gösterebileceğim üzre pek uzun zamandır uğramadığım kebapçıya giriyorum.

- selamun aleykum abi.
- aleykum selam.

sanki dün de buradaydım. niye o cıvık "oooo nerdeydin lan" sualleri yok ? gerek mi yok ? yoksa, meram mı yok ? meram yok.

oturup konuşuyoruz. ne darbe yediysek karşılıklı, görüşmediğimiz zamanlarda onlardan bahsediyoruz.

- abi çay yok mu ?
- demleriz, demleyelim mi ?

böyle güzel bir insana "demle" demekten haya ettiğimden,

- sen de içeceksen abi...

diyorum yarım yamalak. ve bu yarım yamalak tedirginliklere, çay konseptinde aldığım en güzel yanıt kulaklarıma ulaşıyor,

- demlendi mi içilecek tabii niye içmeyelim ?

işte o kadar be abi. ne güzel söyledin.

"abdulkadir geylani" diyorum, "fütuhul gayb'da demiş ki: 'allah bazı kullarına eş ve çocuklar vermez ki, sadece ona kullukla meşgul olsunlar". "doğru tabii" diyor.
"korkularım var abi" diyorum. "korkma" diyor. "korkmuyorum, tamam" diyemiyorum. sadece, "doğru söylüyorsun" diyebiliyorum. tıpkı "allah doğru söyledi" der gibi, evet doğru, teslimiyet eksiğimiz var ama nefs köpekleşmiş...

gözüm, şişlere geçirilmiş, midelere inmeyi bekleyen etlerin olduğu ışıklı vitrine takılıyor. elimde sarı bir çakmak döndürüyorum. karşıma iki semt delikanlısı dürüm ısırıyor. beni izliyorlar biliyorum. deliye bağlamış gibi görünüyorum biliyorum. çıkış nerededir; onu bilmiyorum. ondan döndürüyorum çakmağı ve gözlerim ne kadar insandan ve maddeye dayalı etkileşimlerden uzak noktalar varsa; bu yüzden kitleniyor oralara. halk'ı bırakmak istiyorum.

şişlere geçirilmiş etler...ışıklı vitrin. delirmek bu mu ? "abi" diyorum,"yaz gelince etini pazarlıyor millet, ordan bulup kessene şiş yaparsın". tebessüm ediyor. ama ağlıyor aslında. göz yaşlarını bir ben görüyorum.

çay geliyor. arkamda "burada sigara bilmem ne 69" yazıyor. yassah hemşerimleri deliyoruz. sigara üstüne sigara içiyoruz. sonra yanıma biri oturuyor. siparişini veriyor. "sigara içsem rahatsız olur musun?" diyorum. "yok, yok" diyor. "peki, yakar mısın 1 tane?" diyorum. "yok sağol" diyor. sonra siparişi gelince dürtüp, "buyurmaz mısın?" diyor. işte ben kazanıyorum. biz kazanıyoruz. bir dal zehir, nimetten pay teklifi olarak dönüyor. dünyayı ocakbaşında devşiriyoruz.

arabalar, su birikintilerinin içinden geçerken sanki geceye dair bir ses çıkarırlar. "foşş...foşş..." korkutucu. yani diyor ki bu ses, "delikanlılığın bana sökmez." diyor ki, "burada bir yerlerde arabalar var, insanlar var, kıkırdamalar var, iştah, şehvet, kudurukluk hali..". "bana ne lan bunlardan" desem, sırıtacak ve "sende de yok mu?" diyecek. o yüzden soramıyorum. sorular ağzımı kitliyor. çenem, madde dünyasının tuzaklarına düştükçe kenetleniyor. susmaya başlıyorum. sonra, sonra nefsin zafer çığlıkları. hükmen mağlup başladım ben wireless bağlantılarla bu hayata; kafamızı giyotinlere uzata uzata delikanlılık satın alıyoruz. çılgınlık bekliyor dostlar bizden. hz.nuh olsak "gel ulan gemiye" diyince, "ben dağdan medet umuyorum dur hele" diyenler, dalgalar onları boğarken "puh sana ! delikanlı olsan kardeşini atlayıp kurtarırdın" diyorlar.

ulan eşek herif. mavi sakal'ın bir şarkısı var. "iki yol var demiştin, birinden gidiyorum" diye. fıtrat üzre giyotinleri, dünya hayatının heyheylerine tercih ediyorum.

delirmek bu mu?
bu da değilse gülümse ve devam et.
sana bir şey olmaz koçum.


Yorumlar:


Yorum Ekle

Yetmiyor.Net ailesi gururla sunar. İletişim kurmak ve yayımlanmasını
istediğiniz yazılarınızı iletmek için: iletisim@yetmiyor.net

Bu sitede yayımlanan yazılar başka bir
platformda izinsiz yayımlanamaz.


Yazar Girişi Arama Yetmiyor.Net