|
Röprodüksiyon Sendromu II (Gökçe Türer, 10 Şubat 2009) Ey zaman! Ben durdum sen de dur; ben sustum sen de sus. Sarılmak istiyorum meleklerime: bulutların içinde saklananlara. Geceleri rahat uyumak için belki de. Yatağımı paylaşmak istiyorum birkaç saatlik huzur için. Beyaz tülden bir örümcek ağıyla korunmak istiyorum. Ana rahmine geri dönmek… Uzak, çok uzağım. O küstah sokak lambası kalkmış bana meydan okuyor, yüzüme yüzüme vuruyor sonsuz tekrarlarımı. Onu dinleyeceğime gider yatarım daha iyi.İşte mükemmel bir sabah… Güneş, kapalı perdelerin arasından bir yer bulmuş kendine, arsız bir çocuk gibi yüzüme vuruyor. Hayatta en çok sevdiğim şey böyle sabahlara uyanmak. Şimdi tembellik etmek vaktidir aslında ama otobüse yetişmeliyim.Yıllar önce bıraktığım kente geri dönmeliyim. Huzurumu orada aramak için… Otogar çığırtkanların sesiyle inliyor. Çok kalabalık sayılmaz ama gelen yolcuların gidenlerden fazla oluşu hemen göze çarpıyor. Fazla oyalanmadan koltuğuma geçiyorum. Bu garip otobüsün 1 numaralı koltuk yolcusuyum. Dün geceki huzursuzluğumdan eser kalmamış, yolculuk bitince karşılaşacaklarımı merak ediyorum. Yine güzel anlar yaşayarak kocaman bir gülümsemeyle Boğaz’a karşı “Hayaaat!” diye bağıracak olmanın heyecanı da olabilir. Ayırt etmeye çalışmıyorum, ne de olsa heyecan peşinden merakı da sürükler getirir. Sonunda saatler geçiyor güç bela. Başımın üstündeki rafa koyduğum sırt çantamı alıp şoförden sonra otobüsten inen ilk kişi ben oluyorum. Bir dakikayı bile harcayacak lüksüm yok. Hatırlamalıyım her şeyi, yaşatmalıyım aynı yerlerde aynı duyguları. Anadolu Kavağı’na giden vapurdan bakıyorum şehr-i İstanbul’a. Temiz havasını içime çekeceğim bir yandan balık yiyip bir yandan rakı içeceğim yeri izliyorum iskeleye yanaşırken. Burası ruhumun en sakin kasabası… Hiç yalnız gelmemiştim, bu ilk. Mutlaka kadehime çarpacak bir başka kadeh, mutlaka şerefe diyecek bir insan olurdu karşımda. Şimdi yapyalnızım. Bugün, dün gecekinden daha farklı bir deniz kokusuyla ciğerlerimi dolduruyorum. Yalnızlığı düşünüyorum, kalabalığın içinde yalnız kalmakla yalnız başına yalnız kalmanın arasındaki farkı. İnsanın doğarken, ölürken, bazen kimseye anlatamayacak ya da kimsenin anlattığını anlayamayacak kadar yalnız olduğu zamanlardaki ruh halini hissediyorum içimde. İçimde büyüyor isimsiz bir boşluk… Düğünlerde önce ağır havalar çalar, insanlar efkarlanıp biraz daha içsin diye. Ardından oyun havaları gelir, etrafı sis gibi kuşatan kederi dağıtmak için. Ben de öyle yaptım. Masadan kalktım, bazen akıttığım bazen içime attığım göz yaşlarımı da orada bıraktım. Yavaş yavaş akşam olurken bu saraylı kentin başka bir yerinde kaybettiğim sevincimi bir kez daha avcumun içine almak için yeniden vapura bindim. Yorumlar: Yorum Ekle | |
|
istediğiniz yazılarınızı iletmek için: iletisim@yetmiyor.net Bu sitede yayımlanan yazılar başka bir platformda izinsiz yayımlanamaz. |
