Yılanlar Mı Daha Korkunç, Yılanlardan Korkmak Mı?


(Ezgi Kırış, 06 Mart 2008)



Fobi denilen bir şey var. Tam anlamı “Belirli nesneler veya durumlar karşısında duyulan olağan dışı güçlü korku, yılgı.” imiş. Öyle diyor TDK. Anlamı çok basit olan bu kelimenin gerçekte ne ifade ettiğini yalnızca yaşayanlar bilebilir. İzin verin bir örnek vereyim size kendimden: yılan fobisi.
Ben neredeyse kendimi bildim bileli cok korkarım yılanlardan.
Nedir yılanlardan korkmak?

Her an, her saniye; yemek yerken, doğal ihtiyaçlarınızı karşılarken, konuşurken, sevişirken korkmaktır, aklınızdan hiç mi hiç çıkmamasıdır.
Mantıklı gerekçeler üreterek kendimi telkin etmeye çalışmam sonuç vermiyor. Çünkü mantıklı bir sebep üzerine oturtamadım ben korkumu. Ölmekten değil, öldürülme anından, kaçamamaktan değil, kaçma anından geliyor korkum. Geceleri uyumadan önce, yatağımda çöreklenmiş bir yılan bulmanın korkusuyla odama gitmeyi ertelemek gündelik yaşantımın bir parçası. Hayatımda asla suratlarını, ifadelerini görmediğim için, rüyalarımda başka başka suretlerle geliyorlar. Her tarafımı dayanılmaz, anlaşılmaz, anlatılmaz bir korku kaplıyor. Savaşmaya gücüm yok çünkü savaşmanın gerekliliği yılanlardan da çok korkutuyor. Seslerini duymadım hiç oysa ne demek istediklerini biliyorum sanki. Her an içimde o hiç duymadığım sesleri ve hiç görmediğim suretleri. Her an hazır içimdeki yılan korosu başlamaya, bir engereğin veyahut bir boğa yılanının şefliğinde. Boyunlarını kıvırarak, renklerini gözümün tam ortasına, göz bebeğimin siyahlığına yansıtıyorlar. Ve başlıyorlar: Tıss..Tıssss…TISSSSS…..
Vücudumda geziniyorlar sanki binlercesi, buz gibi ve korkunçlar. Derimin her tarafını soğutuyolar ve ben donmuş gibi kalıyorum. Savaşacak gücüm yok, korku tüm benliğimi ele geçirmiş. Bu da tanımın yılgı kısmına denk geliyor sanırım. Korkudan yılmak.. Onu; korkumu, öylesine büyütmüşüm ki gözümde yılmışım artık savaşmaya çalışmaktan..

Böylesine güçlü bir fobiyle yaşamaya alıştığınızda, korkunun ne olduğunu tam manasıyla anlıyorsunuz ve giderek daha da çok korkuyorsunuz korkmaktan.
Oysa korku her yerde, tüm hayatımızı sarmış. Yemek yemekten korkuyoruz: zehirlenme fobisi. Yolda yürümeye korkuyoruz: kapkaç fobisi. Gece dışarı çıkmaya korkuyoruz: (kadınlar ve bazı erkekler için) tecavüz fobisi. Bu liste bu şekilde uzarken fark ediyorum ki fobiler sarmış her yanımızı, giderek daha da korkak, daha da pısırık olmuşuz. Fobiye dönmüş artık korkularımız görüyorum çünkü artık kimse korkusunu anlatmak için mantıklı sebepler üretmiyor. Tıpkı benim Ankara’nın kışında yatağıma çöreklenmiş bir yılan bulmaktan korktuğum gibi mantıksızca korkuyorlar. Korkuyorsunuz. Korkuyoruz.
Peki ne zararı var bu korkunun hayatlarımızı zehir etmekten başka bizlere?

Ben hayatımda hiç, bırakın yılanla, sürüngenle bile karşılaşmadım doğru dürüst zaten karşılaşma ihtimalim de çok yüksek sayılmaz. Gördüğüm anda ise onun bana zarar verip vermeyeceğine bakmadan bilinçsizce saldırmamam imkansız. Umuyorum ki hayatım boyunca bunu yapmak zorunda kalmam ve hiç bir sürüngenin, doğada geçireceği günlerini kısaltmam. Oysa bizim korkularımız gündelik hayatın içinde, her an karşımızda. Fobiler bu kadar çok sayıda olunca sanki karşılaşma şansımız da daha yüksek, bilinçsizce yok etmeye çalışmamız da. Yani bir yılanın doğadaki özgür hayatını yok etmek yerine, her gün karşılaşığımız yeni korku nesnelerine saldırıyoruz. Bazı teoriler üretip bunların doğruluğuna koşulsuz inandığımız için korkumuzdan kurtulmaya değil korku nesnesini yok etmeye çalışıyoruz. Avrupa ve Amerika’nın her tarafını sarmış olan Ortadoğu fobisi desem, korku denilen şeyin sonuçlarını iyice zihninizde canlandırabilirsiniz. Aklınıza bunun gibi bir çok örnek geldiğinden eminim, o yüzden gerisini sizin hayal gücünüze bırakıyorum.

Bir süre önce, çok sevdiğim bir arkadaşımın artık yeter demesiyle korkumun etrafımdaki herkesi huzursuz ettiğini fark ettim, tıpkı gündelik fobilerimizin aslında hiçbir suçu olmayan insanları huzursuzluğa gark etmesi gibi.
Yılanlara karşı içime çöreklenmiş o olağandışı korkuyu yenmeye çalıştığımda, kendime şunu söylemem, ilk adımda tahmin edemeyeceğim kadar çok işe yaradı: Onlar canavar değil, bizim gibi canlılar ve onlara zarar vermeye çalışmadığımda bana zararları dokunması için bir sebep yok.
Korkularından kurtulmak isteyenler var mı bilmiyorum çünkü içinde yaşadığımız dünya bizleri korkuları yenmeye değil nefret üretmeye programlıyor. Ama yine de insan doğasında, korku ve hırs olduğu gibi sevgi ve şefkat de var sandığımdan çenemi tutamıyorum;
“ Korkularınız size, çevrenizdekilere veya bir dıştaki halkaya zarar vermeye başladıysa önlem olarak yapacağınız ilk şey, onların size neden zarar vermek isteyebileceklerini bulmak olsun. Eğer korkularınız çok daha dışardaki halkalara, tanımadığınız insanlara uzanıyorsa durum kötüleşmiş demektir. Korkunuzu sevimlileştirmeye çalışmayın ve ondan kurtulmaya bakın bir an önce.”
Söz konusu insan olduğunda, zarar vermeye kadar götüren şeylerin başında genellikle haklarının kısıtlanması, insanlık dışı muamele görmek, eşitsizlik ve benzeri koşullar olduğunu da bir ipucu olarak yazayım burada.

İçinde yaşadığımız dünya her gün korkulacak yeni bir şeyler türetiyor nasıl olduğunu anlayamadığım bir hızla. Bir bakıyorsunuz her gün bir yenisi çıkmış; korkulması gereken yeni bir insan, yeni bir grup, yeni bir toplum, yeni bir yer, yeni bir hastalık, yeni bir hayvan türü, yeni bir savaş nedeni. Korkmak ve kendimizi savunmak (belki de korku nesnelerine saldırmak) bu kadar zamanımızı alırken düşünülecek, kurcalanacak. keşfedilecek daha önemli şeyler olduğunu unutuyoruz sanki. Belki de bu denli korkmamızın ya da korkutulmamızın tek nedeni budur.
Ne dersiniz?




Yorumlar:


Yorum Ekle

Yetmiyor.Net ailesi gururla sunar. İletişim kurmak ve yayımlanmasını
istediğiniz yazılarınızı iletmek için: iletisim@yetmiyor.net

Bu sitede yayımlanan yazılar başka bir
platformda izinsiz yayımlanamaz.


Yazar Girişi Arama Yetmiyor.Net