Kaş yaparken çıkan göz


(Ertuğ Aydın, 22 Ekim 2009)



Bilindiği üzere 34 tane eline silah almadığı iddia edilen PKK militanı vatandaşımız abartılı törenlerle Irak’tan yurda döndüler. Barış elçisinden, vatan hainine, cumhuriyet tarihinin barış miladının imzacılarından ahlaka mugayir bir çok ifadeye kadar geniş bir yelpazeden isimlendirilen bu kişiler Türkiye gibi hukuka aykırılığın ve kılıfa uydurmacılığın- maalesef- gündelik hayatın “tuzu biberi” olduğu ülkemize de pek yakıştı.

Öncelikle teslim olma sürecindeki hukuki sorunlardan bahsedelim. Efendim bu teslim olan insanlar tutuksuz yargılanıyorlar. Bu insanları yargılanmış ve beraat etmiş gibi gösteren bir takım medyanın “nedense” gözünden kaçıyor. Yalnız burada ciddi bir etkin pişmanlık sorunu var.Bilindiği üzere etkin pişmanlık Türk Ceza Kanunu madde 221'de düzenlenmiştir.
Buna göre;

a- Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu nedeniyle soruşturmaya başlanmadan ve örgütün amacı doğrultusunda suç işlenmeden önce, örgütü dağıtan veya verdiği bilgilerle örgütün dağılmasını sağlayan kurucu veya yöneticiler hakkında cezaya hükmolunmaz.

b- Örgüt üyesinin, örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmeksizin, gönüllü olarak örgütten ayrıldığını ilgili makamlara bildirmesi halinde, hakkında cezaya hükmolunmaz.

c- Örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmeden yakalanan örgüt üyesinin, pişmanlık duyarak örgütün dağılmasını veya mensuplarının yakalanmasını sağlamaya elverişli bilgi vermesi halinde, hakkında cezaya hükmolunmaz.

d- Suç işlemek amacıyla örgüt kuran, yöneten veya örgüte üye olan ya da üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen veya örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişinin, gönüllü olarak teslim olup, örgütün yapısı ve faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi vermesi halinde, hakkında örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçundan dolayı cezaya hükmolunmaz. Kişinin bu bilgileri yakalandıktan sonra vermesi halinde, hakkında bu suçtan dolayı verilecek cezada üçte birden dörtte üçe kadar indirim yapılır.

e- Etkin pişmanlıktan yararlanan kişiler hakkında bir yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine hükmolunur. Denetimli serbestlik tedbirinin süresi üç yıla kadar uzatılabilir.

Teslim olan şahısların yaptığı açıklamalara ve basınca yaptıkları iddia edilen ifadelerine bakılınca bu insanların hiç birinin kendi rızasıyla teslim olmadığı, direkt yöneticilerin, hatta Abdullah Öcalan’ın emri üzerine teslim oldukları intibası uyandırılmaktadır. Ortada suç işlememiş bir örgüt olmadığı ve bu kişilerin yakalanmadığı da düşünülürse a, b ve c fıkralarından yararlanmaları da mümkün değildir Bu kişiler gönüllü teslim olmadıkları için bu kişilerin amiyane tabirle muhbirlik yapmaları dahi d fıkrasından da yararlanmalarını engeller. İşte birinci sorun burada ortaya çıkmaktadır. Bu kişiler sadece b maddesinden yararlanabilsinler diye, ifadelerinin tam aksine “gönüllü teslim olmuş” kişi olarak mı muamele görmüşlerdir? Bizzat AK Parti İstanbul Milletvekili ve Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu bile bundan şüphe duyuyor. Kendisi hakimlerin bağımsız iradeleriyle buna kanaat getirdiklerini bir çok diğer lüzumsuz ayrıntının arasında “geveliyor”. Olayda savcıların tutuklama isteminde bulunduklarını belirtelim. Bu kişilerin ayağına Diyarbakır’dan özel yetkili mahkeme göndermenin gereksizliğine ve şov boyutunaysa girmiyorum.

İkinci sorunsa bu kişilerin karşılanması töreninde ortaya çıkmıştır. Bu kişiler direkt üniforma içinde teslim olmuşlardır ve içlerinden beş tanesi ifadelerinde açıkça suçu ve suçluyu övmek (TCK 215) suçunu işlemişlerdir. Bu da açıkça görmezden gelinmiştir. Bu suçtan ceza almış binlerce kişinin varlığı bu durumu daha da vahimleştirmektedir.

Olayın yarattığı toplumsal sorunlara bakmak gerekirse:

Olayda yargıya siyaset müdahalesi açıkça ortadadır. Milliyetçi ve İslamcı görüştekiler lehine müdahalelere haklı olarak isyan edenlerin konu PKK ve Kürt milliyetçiliği olunca bunu görmezden gelebilmeleri, azınlık milliyetçiliği solla ilişkilendirmenin vardığı, gerçekten sol ideoloji yanlısı insanları rahatsız etmekte, zaten toplumda azınlıkta olan ve devamlı yanlış anlaşılmaktan/ tanıtılmaktan rahatsız bu kesimi daha da baskı altına almaktadır. Zaten korku, paranoya ve dezenformasyona dayalı aleyhte propagandacıların ve lümpenlerin eline müthiş bir koz vermektedir. Ruhsatsız silah taşımak dahi suçken, başka bir ülkeye yasa dışı yoldan gidip oradan terk edilen ülkenin ordusuna karşı savaşmak suç olmuyor gibi bir durum ortaya çıkmaktadır. Bu kişilerin ellerine silah almadılar diye savunmaksa, dağa elinde silahla çıkmak suç, orada yöneticilik vs yapmak suç değil gibi bir garabeti doğuruyor Bu şahısların etkin pişmanlıktan faydalanmalarının sağlanmasıysa , yarın Kurtlar Vadisi gençliğinin, ülkücü tosunların "vatan millet" için suç işlediklerinde “Terörist affediliyorsa ben de edilmeliyim, bana da yardım edilmeli.” demelerine meşru bir zemin hazırlıyor.

Ortada bir iyi niyet olduğuna inanmak istiyorum. İnsanlar bir şeyler değişsin bu kan dursun istiyorlar demek istiyorum. Peki ülkede bir şeyler değişsin de ne şekilde değişsin? Ne pahasına, ne şartlarda değişsin? 1999da teslim olanların ağır cezada yargılanmaları, geçenlerde teslim olanların tutuksuz yargılanmalarına mı sevinelim? Bu mudur “cumhuriyetin barış miladı”? İktidar partisinin Kürt vatandaşlarını tatmin edecek bir demokratik haklar çözüm paketi var mı? Yok. Ortada dağa çıkmış yurttaşları ilgilendiren bir af var mı? Yok. Kürt halkını temsil eden DTP’de en ufak bir kansız çözüm isteği var mı? Yok. Aksine kongrelerinde Dağlıca’da bombalanan karakola saldıran “gerillaları” öven marşlar çalıyor (Oramar türküsü), ısrarla Abdullah Öcalan’ı çözümün adresi olarak gösteriyorlar? Dünyanın neresinde hangi iki halk arasındaki sorun, baskın olanın cezaevindeki biri aracılığıyla çözülmüştür, bunu cidden “çözüm” sanan kimdir, reel önerisi nedir merak ediyorum. Abdullah Öcalan’a ait olduğu iddia edilen- ki ben kendisinin yıllardır bu sorunun taraflardan birinin lideri olarak bunu talep ettiğine inanmıyorum- eyalet sistemi, yerel yönetimler yasası gibi üzerinde bir saatten fazla düşünülmemiş ve temelsiz tezleri midir DTP’nin devamlı dile getirdiği “onurlu çözüm”? Hayır bu ise zaten sorun yok zira birçok DTP’li belediye başkanı zaten belediye başkanından öte DTP milletvekili gibi davranıyor. Kuzey Irak’a giden heyette bulunan, Diyarbakır Belediye Başkanlığından çok Diyarbakır DTP İl Örgütü başkanlığı yapan Osman Baydemir zaten yerel yönetim liderliğini yapıyor. (Tabi burada Şişli Belediye Başkanlığı ile parti – hayır değişim hareketi- liderliği arasında giden Mustafa Sarıgül ile Beşiktaş Belediye Başkanlığı ile Beşiktaş Jimnastik Klubü’nün tesislerden sorumlu yöneticiliği arasında giden gelen İsmail Ünal’a da selam olsun) Yoksa Obama Amca’ya Hillary Teyze’ye mi koşmaktır her durumda kansız onurlu çözüm? Marksist bir yapıda, darbe zamanından önce cezaevlerinin sol görüşlü mahkumlarının işkence gördüğü cezaevlerinde kurulan ve darbe sonrası güçlenen bir örgütün liderini, ümmetçi bakış açısıyla mümkün olduğunca çok Kürt’ü “Kürtten önce Müslümansınız” diye yanına çeken AKP ile seçim rantı yarışına girip, çözümün adresi olarak mı göstermektir “onurlu barış”?

İşin en acı yanıysa, telefon görüşmesiyle helikopter düşüren, TSK gibi demokrasiyle imtihanından sık sık kalan, kopyayla kanaat notuyla zar zor geçen bir orduya dahi, sanki istenilse gerçekten eleştirilmesi çok zormuş gibi, sürekli bel altı giydiren, muhbirlerin mesnetsiz iddialarını belgeleyemeden komik duruma düşen Taraf gazetesinin ve avanelerinin bu durumu ısrarla Türkiye tarihinin ve Kürt meselesinin en önemli anlarından biri gibi sunuyor olmalı ve bir çok kişi ve “aydının” da bunu destekliyor olmasıdır. Sanırım düşünmeden hareket etmek ve okum derken bokum demek tam olarak budur.




Yorumlar:


Yorum Ekle

Yetmiyor.Net ailesi gururla sunar. İletişim kurmak ve yayımlanmasını
istediğiniz yazılarınızı iletmek için: iletisim@yetmiyor.net

Bu sitede yayımlanan yazılar başka bir
platformda izinsiz yayımlanamaz.


Yazar Girişi Arama Yetmiyor.Net