Mustafa Sarı Mustafa Sarı yazdı:

Velothon Berlin 120k: Berlin ve Yarıştan İzlenimler

25 Temmuz 2017 | Spor, Bisiklet


Berlin, Türk nüfusun fazla olduğu ama çok kozmopolit bir şehir. Kısaca Almanya'nın Londrası diyebiliriz. Berlin, hem bisikletle gezmek, yarışmak için çok uyugun yollara sahip. Tüm bunları sevgili dostlar Halim abi, Ayhan abi ve Serkan abiyle test etme şansı bulduk.

Velothon Berlin; 2014 yılında ülkemizde ilk Gran Fondo’yu düzenleyen ekip olan Velotürk’ün gitmesiyle öğrendiğim bir yarıştı. Açıkçası Micheal Schumacher hayranı bir sporsever olduğum için Almanya benim için her zaman gitmek istediğim ülkelerden biriydi.

Berlin ise ikinci dünya savaşı tarihinin izlerini taşımış ve savaşın son günlerinde Rus ve Amerikan birliklerinin operasyonları sonucunda neredeyse tamamen harabe olmuş bir şehirdi. Bu yüzden o yıkıntı halden ve soğuk savaş sonrası bölünmüş bir kentten nasıl yeniden şehrin bu kadar düzgün ve tarihini korumuş halde bulunca çok etkilendim. Beni bundan daha da çok etkileyen ise kente en çok tercih edilen ulaşım aracının bisiklet olmasıydı.

Berlin’de tarihi binalar, zafer takı derken yarıştan önce birlikte gittiğim Halim abi, Ayhan abi ve Serkan abi ile Berlin’de bisikletle dolaşma şansımız oldu. Açıkçası kaldırımdaki bisiklet yolları konusunda Berlin sınıfı geçemedr. En azından yol bisikletine pek uygun bisiklet yolları değildi. Yine gezerken bazı ara sokaklarda Paris-Roubaix veya Ronde Van Vlandareen’i kıskandıracak kadar sağlam pavelerle tanıştık. Tabi bu durum sevgili Venge’im için çok hoş geçmedi.  Hatta bu yüzden arka ışığımı ve vites ayarlarımı kaybettim.

Böyle küçük aksilikler dışında Berlin şehir olarak bisikletlilere uygun bir şehir ve yollardan giderseniz bisikletle gezmesi keyifli bir şehir. Yarışa gelirsek 2015 den beri kendime hasta olarak yarışa girmeme sözü vermiştim. Velothon Berlin bu sözümü kırdığım yarış oldu. Berlin’e yarıştan üç gün önce Cuma günü ulaştık. Ben o hafta iki haftadır süren yaralarım yüzünden adam akıllı bir şey yiyemeden gittim. Bu durum yarış günü ve bu yazıyı yazdığım zamandan iki hafta öncesine kadar değişmedi.

Açıkçası yarıştan önceki gün kitleri teslim aldığımız gün bir şey yiyip içemeden 120 km boyunca nasıl idare edebileceğim konusunda endişelendim. Bu yüzden yarış öncesi yayan gezerken bile aldığımız jelleri ve barları deneyip yaralarım ne tepki veriyor bunu anlama şansım oldu. Şansıma vücudum duruma pozitif yanıt verdi.  Yarış günü ise beslenme uzmanı arkadaşlarım Kerem ve Sevda’nın tavsiyesi ile tüm beslenmemi km’lere böldüm. Bu yarışta hayati önem kazanacaktı.

Yarışa parkurun genelde düz olması nedeniyle S Works Venge Vias’ımı götürdüm.  Yarış öncesi küçük kontroller yaptıysakta paveler vites ayarlarını bozunca yarış için çok hoş bir gelişme olmadı. Onun dışında yarış ve gezintiler boyunca bisiklet mükemmel hissettirdi. Özellikle frenler yarış boyunca bisikleti kullandığım o zaman en için en iyi halindeydi. Bisiklet dar virajlarda özellikle çok iyi hissettirdi.

Yarış günününe gelirsek parkur genel olarak düz ama arada %4-5 lik kısa eğimler içeren arada ormandan ve küçük bir havaalanında dahil olduğu 120 km’lik bir parkurdu.  Ayrıca sırf şehir içinde dönen 60 km ve 120+60 km’nin birleşik koşulduğu 180 km parkuru da var.  Ben geçen yıl Ayhan abi’nin 36 km/s ortalama bitrdiği yarışı baz alarak hastada olduğu için kendime en iyi hedef 34-35 km’s ortalama belirlemiştim. Heefim 3.30 dk. gibi parkuru tamamlamaktı.

Organizatörler zafer takının olduğu caddenin paralelinde A’dan F’ye uzanacak şekilde bizleri gruplara ayırdı. Biz yarışa birlikte başlamak amacıyla D grubundan başladık. Her grup arasında beş dakika aralar ile yarışa başladı. Açıkçası yarış öncesi beslenme planı ve trafikle nasıl uğraşacağımı çok az düşünüyordum.

Yarış başladığında ise refleksen ve biraz da PS4’de araba yarışlarından kazandığım reflekslerle trafikte yön bulmaya başladım. Yarışın ormanlara varan kısmına kadar yani ilk 30 ve 50 km içersinde sağ şeritteki yavaş sporculara geçerken hızlı trenler bulmakla geçti. Yarış içerisinde garip bir şekilde yemek ve içmek konusunda sorun yaşamadım.  Halim abiyle haftasonu aynı peletonda bisiklet sürdüğümüz için trafikte yol ararken birbirimize çok yardım ettik. Ama en zor iş gruplar arasında bağlantı kurmaktı. Özellikle orman ve otoban bölümünde rüzgar tek veya iki kişi olup bağlantı sağlamak için çok fazlaydı. Benim yarışım 60’ıncı km de otobana girerken QR’ı yeterince sıkmadığım için arka teker yerinden çıkıyordu.  Bu yüzden hızlıca durup QR’ı sıktım ama kaybettiğim vakit ve güç kaybı beni yarışın ilerleyen bölümlerinde zorunlu güç koruma moduna almama sebep oldu.

QR yüzünden kaybettiğim grup sonrası arkadan gelen başka bir gruba takıldım ama otoban ve havaalanı sonrasında otobanda kaybettiğim enerji yüzünden 80 km sonrasında yavaşlamak zorunda kaldım.  Beslneme konusunda ve jellerin kullanımı konusunda sorun yaşamadım ama otobanda rüzgara karşı kaybettiğim güç bana yarışın sonunda virajlarda hızı koruyarak ama düzlkte gruplara takılsam da güç korumak için kadansımı ve hızmı düşürdüm. Bu arada Halim abi çok önlerdeyken Ayhan abi ve Serkan abi de geride yarışı sürdürüyordu. Son beş km’ye kadar gücümü korudum ve son anda bisikletimde vites ayarlarının bozulması nedeniyle benimle muhabbet eden birinin olduğu bir gruba takıldım. Son iki km tabelasını görünce olduğum grubu geride bırakıp son kaçışımı yaptım. Son 200 m.de sprint atmayı denesem de bacaklarımda bir şey kalmamıştı.

Yarış bittiğinde ise 3 saat 13 dakika ve 36.53 km’s ortalama ile yarışı bitirdiğimi öğrendim. Yarışa yarışın olduğu haftada dahil bir şey yiyip içemeden ve Berlin pavesi gazisi viteslerime rağmen hedeflediğimden iyi bitirdim. Vitesler daha iyi olsa en azından kadans ve güç koruma sayesinde biraz daha iyi bir sonuç olabilirdi ama QR’daki aksilik ve yarışın gidişatına göre en iyi yarışım olmuştu. Tüm aksiliklere rağmen yön bulma, takım çalışması ve doğru koridorları bulmakla güzel bir yarış oldu.

Velothon Berlin bu yönden benim için özel bir yarış oldu. Yarış sırasında Berlin halkının sporcuları desteklemesi benim için Fransa turunda yarışıyormuş hissiyatı verecek kadar iyi hissettirdi.  Dsotlarla hem Berlin’i keşfedip hem de yarışmak çok eğlenceli oldu. Bu sene Türkiye içindeki Kapadokya, Çeşme ve Marmara Gran Fondolara katılmayı düşünüyorum. Ülkemizde de Gran Fondoların artması ve gelişmesi önemli bir şey, sonuçta amatör olarakta profesyonel sporcuların yaşadığı adrenalini başla türlü yaşama şansı olmuyor. 

Yarışın Strava linki https://www.strava.com/activities/1042556953 

Mustafa Sarı Mustafa Sarı hakkında:

Uzun ince bir yolda içinde motor,top veya tekerlek içeren sporlarla ilgili. Politik, teknolojik işleri seven biri. Unutmadan çizgi romanlara paralel evrenden bağlı bir yazar. ''İnsanlar onları değiştirecek ve sarsacak dramatik bir sembole ihtiyaç duyar. Bu sembol hem korkutucu olmalı hem de birleştirici olmalı''





YAZARIN DİĞER YAZILARI