Serdar Cevher Serdar Cevher yazdı:

Türkiye'de İnternet Gazeteciliği Üzerine

14 Ekim 2008 | MedyaKritik, İnternet Kültürü


Artık reklamlar, herhangi bir sitede herhangi bir yazıyı okurken boş kalan bir kenarda anında oynamaya başlıyor. Bu durumda siz, reklama tıklamamış olsanız bile herhangi bir şekilde o reklamın etki alanına girmiş oluyorsunuz.

İnternet kullanımı Türkiye'de 1990'ların ortasından itibaren yaygınlaştı. 1990'ların sonlarına doğru da basılı yayın yapan gazeteler birer birer web sayfalarını açmaya başladı. O zamanlar Türkiye'deki altyapı yalnızca ev, okul veya iş yerindeki bilgisayarlardan çevirmeli ağ vasıtasıyla internete bağlanmaya olanak sağlıyordu; bu yüzden basılı gazete okuma alışkanlığının bırakılıp web sayfalarının yaygınlaşacağı pek ihtimal dahilinde görünmüyordu. Ancak 2000'li yıllardan itibaren sürekli internet bağlantısı sağlayan ADSL, Kablonet, ISDN vb. teknolojiler ve özellikle kablosuz internet teknolojisi yaygınlaşınca; bu altyapı değişikliklerine bir de mobil internet imkanı sunan cihazların ucuzlaması eşlik edince gazetelerin web portallarını takip edenlerin sayısı oldukça arttı. 

Gazeteler ilk başlarda web sayfalarını yalnızca prestij amacıyla kullanıma açmışlardı; birçoğu da içeriğin küçük bir kısmını internet üzerinden sunuyordu. O zamanlar herhalde hiçbir medya patronu 10 yıl içinde web sayfalarının ciddi bir gelir kaynağı olabileceğini düşünmezdi. Ama zaman içinde bu sayfaların takipçileri ciddi biçimde artınca; bu yönde çalışmalar da önem kazandı. Önce, “banner” denilen, genellikle standart (468x60 piksel) bir yer kaplayan durağan reklamlar belirdi; daha sonra flash teknolojisi gelişti ve hareketli, sesli reklamlar tıpkı televizyonda olduğu gibi internette de veri alışverişimizi engelleyen-geciktiren birer unsur haline geldi.

Kısaca özetlemek gerekirse internetteki reklamlar, önceleri üzerlerine tıklanınca yeraldıkları sitenin sahibine belirli bir oranda komisyon bırakan sabit birer parça olarak köşelerde duruyorlardı. Zamanla, genel kitle tarafından kullanılan ekran çözünürlüğünün yükselmesi, internet hızının artması ve sitelerin ticari kimliğinin belirginleşmesiyle reklamların yapısı değişti. Artık reklamlar, herhangi bir sitede herhangi bir yazıyı okurken boş kalan bir kenarda anında oynamaya başlıyor. Bu durumda siz, reklama tıklamamış olsanız bile herhangi bir şekilde o reklamın etki alanına girmiş oluyorsunuz.

Bu yapı gerçekten çok iyi oturdu ve birçok popüler site bu yöntemle epey gelir sağlıyor. Bizim ana akım medyamız da elbette bu gelir kaynağını fazlaca kullanıyor. Ancak artık ortada ciddi bir sorun var: Bu sorun reklamlarla gelir elde edilmesi değil. Benim sorun olarak adlandırdığım durum, içeriğin tamamen bu gelirin artırılmasına yönelik olarak düzenlenmeye başlamış olması. 

Öncelikle şunu belirtmek yerinde olur; basılı gazetelerin içeriği web sayfalarında neredeyse tamamıyla var; ancak ulaşmak için çaba göstermeniz gerekiyor çünkü öncelik basılı gazetede yer almayan farklı haberlere verilmiş durumda. Örneğin Milliyet gazetesinin yaklaşık bir yıl önce terk ettiği eski tasarımında, koskocaman bir sütunda o gün gazetede yazmış köşe yazarlarının yazılarından birer bölüm sunulurken, bugünkü tasarımda köşe yazarlarına ancak ufacık bir “Yazarlar” tuşunu bulabilirseniz ulaşabiliyorsunuz. Bu gibi içeriğin yerini bolca fotoğraf içeren ve mümkün olduğu kadar çok “soru cümlesiyle” sunulan haberler aldı. Hemen 13 Ekim 2008 tarihli Milliyet gazetesinin web sayfasına bakalım: Girişte, büyükçe bir fotoğraf, koyu renk tenli yarı çıplak bir kadın ve ellerinde bebeği, yanda bir yazı: “Çıplak kabilede porno olur mu?..” Eğer bu fotoğrafa tıklarsanız haberi okuyabiliyorsunuz; meğer Endonezya'da bazı yerel kabileler, küçükleri muzır neşriyattan korumak isteyen İslamcı partinin hazırladığı bir yasaya karşı çıkıyorlarmış. Ancak haber başlığı “Yerlilerin yasaya tepkisi” veya “Endonezya'da protesto” vb. değil, “Çıplak kabilede porno olur mu?”

Artık tüm gazetelerin web sayfalarının hemen girişinde kocaman fotogaleriler yer alıyor (Sadece yarıçıplak kadın vücutlarından da oluşmuyor artık bu galeriler!). “İnternette tık rekoru kıran fotoğraflar”, “Bu fotoğrafların sırrı ayrıntılarda gizli”, “Gözlerinize inanamayacaksınız!”, “Bu resimlerde bir gariplik var” gibi ibarelerle sunulan fotogalerilerde içerik tıklanılmadan anlaşılamıyor; çünkü asıl amaç okurun ilk bakışta bilgiyi alması değil; bir şekilde o galeriye tıklayarak gazetenin sayfasındaki tık sayısını artırması. Çünkü reklamlar “tık” usülüne göre para kazandırıyor. O yüzden, gazeteciliğin olmazsa olmazlarından biri sayılabilecek olan bir kural, yani başlığın haberin içeriğini mümkün olduğunca yansıtması kuralı yok edilmiş oluyor. Artık başlıklar, okurların haberleri tarayabilmesi için içeriği yansıtma görevini değil, sadece merak uyandırma ve ilgili-ilgisiz okurların mümkün olduğunca çok “tıklatılması” görevini üstleniyorlar. 

Şimdi baktığım Hürriyet gazetesi web sayfasında sol üst köşede şöyle bir haber var mesela: “Flaş flaş flaş... Canlı bomba olayında şok gelişme” Ama gelişmenin ne olduğuna dair en ufak bir ibare yok. Hemen girip bakıyoruz, şok gelişme aynen şu: “İSTANBUL'da üzerinde 8 kilo 800 gram patlayıcı ile yakalanan kadın teröristin adının Hatice İnce olmadığı ortaya çıktı. “

Bunlar yine de, “Evinde dolaşırken işçilere çıplak yakalandı” gibi sadece manken fotoğraflarından oluşan galerileri yayımlayabilmek için uydurulmuş haberlerin “O an neler hissetti?” şeklindeki başlıklarına göre iyi başlıklar; ama geçen sene yayımladığı bir bildiriyle güya kadın vücudunun teşhirini reddeden Hürriyet gazetesinin bu konudaki sabıkasına girersek bu yazı asla bitmez. O yüzden burada keseyim ve tekrar belirteyim ki “birileri bizi fena kazıklıyor”. İnternet gazetelerinin haberlerini takip ederken biraz dikkat ederseniz yukarıda belirttiğim üslubu hemen fark etmeniz işten değil. Peki ne yapmalı? Benim için bireysel bir çare olarak evden bağlandığım zamanlarda şu çözüm uygun oluyor: İlk bakışta haber değeri taşımadığını anlayabildiğim galerilere asla tıklamamayı ve önemli haberleri RSS reader denen, siteye girmeksizin gazetelerde yayımlanan haberleri size getiren çeşitli programlar kullanmak suretiyle okumayı tercih ediyorum. Peki, bunun ne faydası var? Toplumsal bir faydası olduğunu veya olabileceğini söylemek güç, ama en azından sevmediğim yayın kuruluşlarına ve holdinglerine birkaç kuruş da ben kazandırmamış oluyorum ve sinir sistemimi biraz olsun koruyabiliyorum sanırım.

Serdar Cevher Serdar Cevher hakkında:

Serdar Cevher; web programcısı ve serbest zamanlı gazeteci. 2007 yılından beri sade ve işlevsel olmasına özen gösterdiği web siteleri yapıyor ve 2009 yılından bu yana PCNet ve benzeri teknoloji odaklı dergilerde yazıyor. Web projeleri ve dergi yazarlığı haricinde kalan hayatına ayırdığı vaktin giderek azaldığından yakınsa da, halen hobileri arasında gitar ve flüt çalmak, şarkı söylemek, felsefe ve siyasetle ilgili okumak, futbol oynamak ve – İstanbul izin verdiğince – bisiklete binmek yer alıyor.