Mustafa Sarı Mustafa Sarı yazdı:

Tour Of Antalya ve Akra Gran Fondo'nun Perde Arkası

06 Nisan 2020 | Spor, Bisiklet


Tour of Antalya’yı daha önce sadece internet yoluyla takip eden biri olarak Gran Fondo ile birleşmiş halde Türkiye turu'nun normali hali kadar güzel ama otoban versiyonlarından ise daha güzel bir yarış izlemiş olduk.

CUMA 

Bu yıl sezonu açmak için hayatımda ilk defa Antalya’ya uçtum. Bu yazının konusu ise sezonu nasıl açtığım değil tam tersi yarışmak için bulunduğum Akra Gran Fondo ile birlikte düzenlenen UCI 2.1 kategorisinde olan Tour of Antalya.

GF’a katılmak için kaldığım oteli hem iki organizasyonunda ana sponsoru olması ve her şeye erişimin daha rahat olacağını düşündüğüm için Akra otel de kaldım. Otelde büyük bir basın ordusu, özel davetliler ve profesyonel, amatör sporcuların bulunduğu bir kafile vardı. Otel olarak açıkçası bir GF için gittiğim en iyi otel diyebilirim. Ben GF için Antalya’ya Cuma günü yani Antalya turunun ikinci etabının bitiiği gece vardım. Organizasyon otelinde kalmanın en güzel yanı daha uçaktan yeni inip yemek yemeye indiğinizde bile her yerde ulaşılabilir bilgiler vardı. Tour of Antalya’yı S Sport ve organizasyonun Youtube kanalında takip edebiliyorsunuz. Ben partiye geç katıldığım için sadece ikinci etapta neler olduğunu o gün arabadan fotoğraf çeken Cyclist Türkiye’den Tarık Gül abim bana etapta çok dolu ve yağmur olduğunu ve sporcuların çok zorlandığını söyledi.

O gece odama dönmeden önce gözlemlediğim şey etaptan dönen herkesin hava koşullarından ne kadar etkilendiği oldu. Özellikle etabın zorluğu ve hava şartları en çok konuşulan konuydu. O gece ayrıca Eurosport Türkiye’den tanıdığımız Sarper Günsal ve Berkem Ceylan ile kısa bir sohbet etme şansım oldu. Sarper abi ile daha bisikletler üstünden bir konuşma geçerken Berkem’le bir anda kendimizi otomobil ve Le Mans 24 saat hakkında konuşurken bulduk.

Bütün bu kısa hızlı girişle birlikte süper bir sağanak yağmurun ve uçakların uçma seviyesinde baya kötü bir havanın olduğu Antalya akşamı ile Akra Gran Fondo ve Tour of Antalya haftasonumu açmış oldum. 

 

CUMARTESİ 

Cumartesi günü uyandığımda bir önceki akşamdan kalan  Algarve turu ve Rud de Sol yani Endülüs bisiklet turunu Eurosport 2'de takip ettim. Açıkçası Algarve turunda Remco Evanpoel’ün yarışma şekli başlı başına çok etkileyiciydi. Bende kahvaltı sonrası kısa bir antreman yapıp daha çok  Gran Fondo havasına girmek istiyordum. Ama kahvaltı sonrası bisiklete çıkmak için odama çıkarken Organizasyon ve otelin sporun finansal alanı ve sportif alanı hakkında çok güzel söyleşiler hazırladığını gördüm. Bende Gran Fondo hazırlıklarım sırasında ne yapıp ne edip bu iki söyleşiyi kaçırmamak için kendimi hazırladım. Öğlen daha çok Gran Fondo için hem mental  hazırlık hem de beslenmeyle geçti. Akşam üstü ise Antalya Turu’nun en zor etabı yani tırmanış etabı olan Aspendos-Termessos etabı çoktan bitmişti ve artık sporun arka planı kendini otelin lobisindeki alanda sergilemeyi bekliyordu.

En başta ünlü gazeteci Faik Gürses’in moderatörlüğünde organizasyonda olan TAV, Akra ve diğer büyük firmaların spora nasıl baktığını ve sporu turizme nasıl destek olduklarını anlattı. En ilginç bulduğum şey ise TAV’ın amatör seviyede baya yüksek sporcu sayılı Antalyalı bir takıma sponsor olmasıydı. Sponsorluğunun içeriğini bilmesem de TAV’ın bisiklete pro’dan ziyade amatör anlamda destek vermesini hem ilginç hem de güzel buldum. Anladığım kadarıyla sponsorlar pro veya amatör farketmeksizin belli açmazlar değişmezse pro anlamda spora yatırım yapmayı zor buluyor. Bunu bisikletin içinde olanlar lisanslı gerçek profesyonel sporcuların yaşadığı zorlukları ve diğer sorunlarını sosyal medyadan görüyor. Sporun bence ileri gidebilmesi için bir kaç adım geri gidip yolunu değiştirmesi gerek.

TAV, Akra ve diğer firmanın yöneticileri spor ve turizmin Tour of Antalya ile birlikte neler kattığına bence güzel değindiler. Özellikle bisikleti turizm için masrafsız bir kapı görmeleri ve potansiyeliyle gerçekten ilgilenmelerine açıkçası beni sevindirdi. Maalesef sonra yarışın organizatörü konumunda bulunan Türkiye Bisiklet Federasyonu başkanı sahneye teşrif etti ve velodromların ne kadar masrafsız olduklarından ve Tour of Antalya’yı ise bir kaç cümle ile geçiştirdi. Ben açıkçası soru almalarını bekliyordum ama Federasyon başkanı velodrome başta olmak üzere biraz dünya bisiklet gündemi ve teknolojisi konusuna geride kalmış. Bu yüzden soru alınsa o salonda  neler olacağını az çok hayal edebilirsiniz. Buna bazen sesssizlikte çok şey anlatır diye özetleyebilirim.

Bu küçük karmaşadan sonra günün yıldızları Sarper abi(Günsal) moderatörlüğünde 2010 Giro di Italia şampiyonu Ivan Basso ve ünlü başka bir İtalyan olan eski Mapei efsanesi Paris Roubaix ve Ronde şampiyonu Andrea Tafi konuk oldu. Söyleşi de Sarper abi’nin hem heyecanı hem de güzel soruları sayesinde çok güzel geçti. Bende soru sorma şansı elde edip Ivan Basso’ya eski takım arkadaşı ve şimdi ki bisiklet firması ortağı Alberto Contador ile takım arkadaşlığını ve şu anda birlikte çalıştıkları bisiklet projesini sordum. Benden sonra söz alan Eurosporttan Sarper abi’nin takım arkadaşı Berkem Ceylan’da hem Basso’ya hem de Tafi’ye İtalya bisikletinin geleceğini sordu.

Bu güzel söyleşi ile Cumartesi günü bir anlamda bitti. Arkadaşlarımla vakit geçirip artık Pazar koşacağım Gran Fondo’ya odaklanarak geçti.

 

PAZAR

Pazar sabahı sabah saat 6.30’da uyandım ama kahvaltı sonrası odadan çıkmam 7.35’i bulmuştu. Bu da Gran Fondo’yu nasıl koştuğumu etkileyecekti ama o başka bir yazının hikayesi. O gün havadan dolayı ilk başta yarışmak konusunda pek hevesli değildim ama aklımda o anlarda bile ne yapıp ne edip Tour of Antalya’nın son etabı Side-Antalya etabında olma potansiyeli olacak sprint finişini kaçırmak istemiyordum. Bu düşüncelerle otelden çıkıp yarışmaya gittim.

Kendi yarışımı saat 12.15 civarlarında bitirdim. Finiş çizgisini geçtikten sonra bütün odak noktam Tour of Antalya oldu. Hızlıca bacaklarıma PT Academy’nin boxunda mesaj yaptırıp bacaklarımı tekrar açtırdıktan sonra hızlıca otel odasına dönüp bisikleti bıraktım. Duş vs. gibi konulara da hızlıca tik atıp biraz dinlendikten sonra Akra Gran Fondo’nun podyumunu izleyip yemek sonrası etap finişini izlemeye gidecektim.

Arkadaşlarımdan Tansu abi ve Gülşen’in podyuma çıkıp ödüllerini almalarına hem çok sevindim hem de  onları öyle görmek güzel bir durumdu. Ama bunun daha detaylı versiyonu yine başka bir yazının konusu. Biz ödül töreni ile ilgilenirken Argeus Travel hemen Gran Fondo finişini Tour of Antalya finişine döndürmüş ve küçük çaplı detaylı yerleştirmelere başlamıştı. Bende internet sitesinden finiş için beklenen ETA’ya baktım ve tam doğru zamanda orada olduğumu gördüm. Bisikletle hem yarışan hem de günlük kullanan biri olarak o kadar hızlı bir peletonun verilen ETA’dan çok daha hızlı geleceğini düşünmüştüm ve aynen öyle oldu.

Argeus Travel’ın başı olan Aydın Ayhan Güney parkuru teftiş edip eksikliklerin giderilmesini sağladı. O arada Sarper abi sporcuların finişe ulaşmasına 15 km kala start-finiş bölümünde sesiyle seyircilere hem gaz verdi hem de seyircilere nerede nasıl ne yapmaları gerektiği konusunda çok güzel yönlendirdi. İlk defa Sarper abi’yi TV dışında böyle seyircileri hazırlarken dinledim ve neden bu konularda bu kadar çok arandığını daha iyi anladım. Sarper abi bizleri sprint finişine hazırlarken ilk kaza haberi 4 km kala geldi. Aynı yollardan bizde finiş yaptığımızdan en azından nerede nasıl bir sorun olabildiğini az çok hayal edebildim. Parkurun son kısmı bol çukur ve bazı yerlerde mazgalların sporcuları beklemedik yerlerde yakalabileceği haldeydi. Son 4 km kala da o bölümlerden biriydi.

Son 2 km kala Sarper abi bizi iyice havaya soktu ama seyircileri de telefonla fotoğraf çekmek konusunda uyardı. Sporcular son düzlüğe sprint treni halinde girerken son 500m. kala yine kaza oldu. Etabı son 200m. deki sprint finişi ile Belçika şampiyonluk mayosu sahibi Team Alpecin-Fenix sporcusu Tim Merlier kazandı.

Ama yarışı Canyon dnb takımından Max Stedman kazandı. Son sprint öncesindeki kaza yarışı kaybeden Sport Vlaandaren sporcusu Kenneth Van Rooy’un tüm şansını yoketmişti. Açıkçası 500m. içinde yeterince büyük drama görmüş oldum. Bu anlamda bisiklet de ne kadar küçük farklarla galiplerin belirlendiğine uzun zaman sonra canlı tanık olmuştum. Son etabı canlı izlemek özellikle kendi yarışım sonrası güzel gelmişti.

Etap bitince kendimi her bisikletsever olarak hemen sporcuların yanında aldım. Bir iki matara alıp Eurosporttan Mehmet Ali Yaman’ın Ahmet Örken ile yaptığı röportaja canlı tanık oldum. Ahmet Örken o röportaj sırasında yollardan şikayet ediyordu. Açıkçası o anlarda o yollarda kendim de yarıştığım için muhtemelen biraz daha iyi empati yapabildim. Sonra da podyuma gidip en sevdiğim Tricolore mayolardan biri olan Belçika şampiyonluk mayosu ve sahibi olan Tim Merlier’e bakmaya gittim. O sırada araç sırasında göremediğim Salcano BB takımının sporcularını da görebilme şansım oldu. Hatta Feritcan Şanlı arkadaşları ile konuşurken bisikletinin aynakolunu bile inceleme fırsatı buldum.

Etap sonrası böyle küçük detayları da bırakıp arkadaşlarımı İstanbul’a yolcu ettikten sonra bende otele geçip yemek yiyip, dinlenip en sonda valiz ve bisikletimi yolculuğa hazırladım. Tour of Antalya’yı daha önce sadece internet yoluyla takip eden biri olarak Gran Fondo ile birleşmiş halde Türkiye turu'nun normali hali kadar güzel ama  otoban versiyonlarından ise daha  güzel bir yarış izlemiş olduk. Gran Fondo sayesinde Tour of Antalya’nın arka planında nasıl çalışmalar yapıldığını canlı görebildim. Kendi yarışımla birlikte geçen süper bir haftasonu oldu. Gran Fondo’nun detaylarını ise bir sonra ki yazıma sakladım.

Mustafa Sarı Mustafa Sarı hakkında:

Uzun ince bir yolda içinde motor,top veya tekerlek içeren sporlarla ilgili. Politik, teknolojik işleri seven biri. Unutmadan çizgi romanlara paralel evrenden bağlı bir yazar. ''İnsanlar onları değiştirecek ve sarsacak dramatik bir sembole ihtiyaç duyar. Bu sembol hem korkutucu olmalı hem de birleştirici olmalı''