Serdar Cevher Serdar Cevher yazdı:

Sol'u Karalamanın Kolay Yolları

26 Eylül 2007 | Dünya, Sol Akımlar


Aslında Che'nin bile şapka, çanta yapılıp satıldığı sistemin “Yok edemiyorsan yozlaştır” düsturu kapsamında bakıldığında bu tip eleştirilerin varlığına şaşmamak gerek: Ancak şaşılacak olan şey bunların ciddiye alınıp politik bir eleştiri malzemesi haline getirilmesi.

Geçen pazar Birgün gazetesinin Latin Amerika sayfalarında yine Küba devlet lideri Fidel Castro Ruz'un bir yazısı vardı. Adeta ayaklı tarih olan Castro'nun yazılarında bu topraklarda günaşırı tanık olduğumuz solu karalama çalışmalarının küresel eksende nasıl gerçekleştiğini pek güzel inceleme şansı buluyoruz. Yazıdan Türkiye'de gözlemlediğim ayrıntılarla ilişkilendireceğim bir alıntı yapmak istiyorum:

“Bir gün Che ile golf oynamaya gitmiştik. O, boş zamanlarında biraz da para kazanmak için golf sopalarını taşıdığından bu spora aşinaydı; bense bu pahalı spor hakkında en ufak bir şey bilmiyordum. O sırada ABD hükümeti, bizim, devrimden sonra onayladığımız tarım reformu yasasının ardından Küba'nın şeker kotasının yeniden düzenlenmesi ve ertelenmesi kararını almıştı. Bizim golf karşılaşması da yazılı basındaydı. Asıl amaçsa, Eisenhower'ın bizimle alay etmesiydi.”

En az Castro'nun 20 yıllık Adidas eşofmanlarıyla ilgili yapılan eleştiriler kadar manidar, görüldüğü üzere. Karşı cephenin milliyetçi ve dinci kanadından sol'a gelen “dinsizlik, vatan hainliği” vb. gelenek karşıtı olma bağlamındaki eleştirilerin yanına modern zamanlarda bu tip “iç çelişkiler” konulu eleştirilerin eklenmesi yeni bir durum değil. Ancak Türkiye'de “gerektiği kadar” ulusalcı ve standart ölçüde Müslüman olan Türk vatandaşı için artık izlerini iyiden iyiye belli eden liberal düzen de ilk iki ana başlığı bünyesine katmış durumda. Bu sebepten ötürü Soğuk Savaş döneminden miras kalan antikomünizm rüzgarı daha çok bahsi geçen üçüncü eleştirinin ekseninde devam ediyor.

Bu eleştirinin malzemesi düşünsel bir çelişki değil, mesela sosyalizm-sosyal demokrasi ikileminin sol çevreler içindeki çözümsüzlüğü veya klasik liberal söylemlerden “tekilci yapı” gibi akla ilişkin meseleler değil saldıranların sorunu: Onlar için mesele, “Komünist dergi satan çocuğun ayağında Converse ayakkabı olması.”

Aslında Che'nin bile şapka, çanta yapılıp satıldığı kapitalist sistemin “Yok edemiyorsan yozlaştır” düsturu kapsamında bakıldığında bu tip eleştirilerin varlığına şaşmamak gerek: Ancak şaşılacak olan şey bunların ciddiye alınıp politik bir eleştiri malzemesi haline getirilmesi. Çoğu kişi liberal ekonomi üzerine kurulmuş bu düzen içinde bir sosyalist olarak yaşamak zorunda kalmaktan ötürü doğması kaçınılmaz olan tezatların, sanki sosyalistlerin bireysel hataları ve umarsızlıkları nedeniyle ortaya çıktığını sanıyor.

Söz gelimi toplu taşımanın yok denecek kadar az var olduğu veya minibüsçülerin tekelinde olduğu bir mahallede oturup da elden düşme bir otomobil kullanmak, veya -burslu da olunsa- özel üniversitede okumak, sol düşünceyi çelişkiye düşürdüğü iddia edilen olgular. Cebinde parası sınırlı olan bir öğrenci olarak yer yer Türk kapitalistinin daha pahalıya sunduğu yiyeceği yabancı kapitalistin mekanında yemek sizi çelişki içinde bir solcu yapıyor. (Herhalde liberalizmle kaynaştırılmaya çalışılan bir milliyetçiliği bundan güzel özetleyen bir şey olamaz: “Vatanını seven icabında daha fazla para verip hamburgerini Türk kapitalistinin lokantasında yer arkadaşım.” Maksat John değil Koç zengin olsun.)

Bu eleştirileri yapan insanlar tabii ki solcu değil; yani sizden daha üsturuplu bir sosyalist olmalarından ötürü sizi düzeltmek amacıyla “hatalarınızı” belirtmiyorlar. İstedikleri, daha doğrusu sistemin bu insanların üzerinden sağlamaya çalıştığı şey, sizi sahip olduğunuz değerlerin aslında doğrudan çelişki içinde olduğuna inandırmak ve kafanızdakileri çökertmek. “Dinime küfreden Müslüman olsa” sözü bu durumu ironik bir şekilde betimliyor. Hani düşünceleri oturmuş olan sosyalistlerin bu durumdan çok da etkilendiği söylenemez; onlar kendilerini zorlayan durumların farkında ve çelişkilerini en aza indirme çabası içinde bir yaşam sürmekteler. Ancak sol düşünceye yeni yeni ilgi duyan ve ayağındaki -eski solcu yeni sömürgeci- ayakkabısı yüzünden bir anda suçlanıveren gençler, kendi liberal söylemleri içinde son derece tutarlı eleştirmenlerimizin soğuk nefesini enselerinde hissediyor. 

Çelişki olarak isimlendirilen durumların mevcut makro ekonomik sistem içinde niçin var olmak zorunda kaldığı ve nasıl çözümlenebileceği konusunda düşüncelerimi bir başka yazıda daha geniş bir şekilde ifade edebilirim; ancak solu durmaksızın eleştiren çevreler belki bu konuda benim yazacağımdan çok daha yetkin bir açıklama bahşedebilirler. “İşbu durumdan ötürü”, ben hem kendim hem de sevdiklerim adına eleştirmenlerimizden bizim için kullanışlı bir “Kapitalist düzen içinde sosyalist yaşam rehberi” hazırlamalarını rica ediyorum.

Bu rehberde mesela, milyonlarca vatandaşı yoksulluk sınırının altında yaşayan ve üniversiteleri bilim kurumu olmaktan çıkıp meslek okuluna dönmüş bir devlette vatandaş tarafından finanse edilen devlet okulunda okumak yerine sermayedar tarafından finanse edilen burs desteğiyle özel okulda okumanın sosyalistliğe sığmayacağı; otomobil kullanmak yerine 4 km mesafe içinde 3 kere minibüs değiştirmenin finansal olarak daha zararlı olsa da ideolojik olarak daha tutarlı olduğu, yiyeceğimiz hamburgeri her koşulda kendi milletimizden bir şirketi zengin etmek amacıyla yememiz gerektiği ve ayağımıza giyeceğimiz ayakkabının da üç gün sonra yırtılacak ve uzun vadede daha pahalıya gelecek olsa dahi kendi ülkemizin bayrağını taşıması gerektiği gibi ibareler yer alabilir. Bizler için bu tip yol gösterici bir kaynak son derece faydalı olacaktır.

Beni Türk kapitalistlerine emanet ediniz!

(Bu yazı 2 Ekim 2007 tarihli BirGün gazetesinde de yayımlanmıştır.) 
 

Serdar Cevher Serdar Cevher hakkında:

Serdar Cevher; web programcısı ve serbest zamanlı gazeteci. 2007 yılından beri sade ve işlevsel olmasına özen gösterdiği web siteleri yapıyor ve 2009 yılından bu yana PCNet ve benzeri teknoloji odaklı dergilerde yazıyor. Web projeleri ve dergi yazarlığı haricinde kalan hayatına ayırdığı vaktin giderek azaldığından yakınsa da, halen hobileri arasında gitar ve flüt çalmak, şarkı söylemek, felsefe ve siyasetle ilgili okumak, futbol oynamak ve – İstanbul izin verdiğince – bisiklete binmek yer alıyor.