Ertuğ Aydın Ertuğ Aydın yazdı:

Rahat bırakın artık "adamı"!

08 Nisan 2008 | Türkiye, MedyaKritik


Devir Atamızı artık ebedi uykusunda rahat bırakma, zırt pırt adını anmama, yerli yersiz her mekana adını vermeme, onu hakarete varırcasına eleştirenlere olduğu kadar onu mantığın ve aklın sınırlarını zorlarcasına yücelten, onu bir nevi insan üstü, asla yanılmayan dedikleri ebediyen doğru ve sorgulanamaz bir varlık olarak lanse edenlere de tepki verme devridir.

Geçenlerde bir haber düştü gazetelere. Hiç yorum katmadan aktarıyorum: 

"Seray Sever beraat etti. Televizyon programında "Atatürk'e hakaret ettiği" gerekçesiyle hakkında dava açılmıştı...

03.04.2008 11:27 Emekli Muvazzaf Uzmanlar Derneği'nin 'Atatürk'e hakaret ettiği' gerekçesiyle Seray Sever'e açtığı dava; seksi sunucunun lehine sonuçlandı. 

Günaydın'ın haberine göre, Sever, bir süre önce 'Her Şey Dahil' programında "Atatürk hem Kurtuluş Savaşı'nı yapmış, hem de iki kadını bir arada idare etmiş. O bile böyleyse, şimdiki Türk erkekleri neler yapmaz" demiş ve bu yüzden mahkemelik olmuştu.

İNSANLARA DERS OLMUŞTUR 

Mahkeme, "İzlenen yayın bandında, program içerisinde soru şeklinde söylenen bu sözlerin Atatürk'ün manevi kişiliğine yönelik olmadığı saptanmıştır" kararını verdi. Seksi sunucu, "Programımı izlemeden beni dava ettiler ama haklı olduğum ortaya çıktı" dedi ve ekledi: "Türk adaleti Atatürk ilkelerine ne kadar saygılı olduğumu ortaya koydu. Umarım bu davanın sonucu, Atatürk ve benim üzerinden magazin yapmaya çalışan insanlara iyi bir ders olmuştur."

Buradan muvazzaf kelimesinin vazifeyle alakalı olduğunu çıkarmak zor değil. Vazifelerini, emekli dahi olsalar yerine getiren uzmanlarımız var, sırtımız yere gelmez ey Türk halkı!

Peki neden dava edilmişti Seray Hanım. Yine hiç dokunmadan aktarıyorum: 

“Seray Sever, sunuculuğunu üstlendiği 'Her Şey Dahil' adlı programda büyük bir gafa imza attı. 

Seray Sever, sunuculuğunu üstlendiği 'Her Şey Dahil' adlı programda büyük bir gafa imza attı. Programın konuğu Dilruba Saatçi, 'Latife ve Fikriye' adlı oyununda Atatürk'e aşık olan iki kadını canlandırdığını söyledi. Araya giren Sever, “Atatürk, hem Kurtuluş Savaşı'nı yapmış hem de iki kadını idare etmiş. O bile böyleyse şimdiki Türk erkekleri neler yapmaz” dedi. Bu söz üzerinde stüdyoda buz gibi bir hava esti. Program sonrası gafını toparlamaya çalışan Sever “Latife Hanım'ın Atatürk'ün eşi, Fikriye Hanım'ın ise ona âşık bir kadın olduğunu yeni öğrendim” dedi.”

Aynı zat-ı muhterem tesadüfen izlediğim bir başka canlı yayında, Atatürk’ün hayatı hakkında bilgi sahibi olmadan yorum yaptığı için eleştirilmesi üzerine, “ Ben onu normal bir insan seviyesine indirip hayatını okuyamam. Ona bu muameleyi yapamam. Onun hayatını bir İNSANIN hayatını okur gibi okuyup, hatalarını öğrenmek istemiyorum; gözümdeki yerini sarsmak istemiyorum.” Dedi ve stüdyoda bir alkış tufanıdır tuttu. Öyle ya okumak, araştırmak… Gereksiz şeyler bunlar!

Ya ben hukuktan zerre anlamıyorum ya da bu ülkede hukuk yok. 28 Ocak Pazartesi günü bakın gazetelerde ne yazıyordu: “İzmir 8. Asliye Ceza Mahkemesi, bir konuşmasında Atatürk’ten “adam” diye söz ettiği gerekçesiyle Prof. Dr. Atilla Yayla’yı ertelemeli 15 ay hapisle cezalandırdı. Cezayı erteleyerek iki yıl denetime hükmetti.” Eveeet! Türkiye Cumhuriyetinin yargısına göre Atatürk’ten “adam” diye söz etmek suç, fakat onun insan olmadığını söylemek suç değil! Benim bildiğim kişinin olduğu şeyi değil, olmadığı şeyi söylemek suçtur. Aslında düşününce doğru zaten Atatürk insan değildi, daha fazlası, daha yüce biriydi… Türkiye Cumhuriyeti sınıfsız bir toplumdu, komünizm bir yılandı ve başı görüldüğü yerde ezilmeliydi. ... Atam 1920’lerde ve 1930’larda ne buyurmuşsa, dedikleri hala doğruydu, çağımız için geçerliydi. 

Ülkemiz ekonomik, hukuksal, siyasal ve sosyal açıdan tam anlamıyla bir çıkmaz sokakta, ne yapmalıyız? Çözüm: “Atamıza, birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde” bir anı kitabı olan Nutuk’u okumak yeterlidir. Onda “her şeyin” cevabı vardır. Biz Türküz. Milliyetçilik olmazsa olmazımızdır. Örneğin anayasamızın 2. maddesi aynen şöyledir: “MADDE 2. – Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir…” Eğitim? Eğitim çok önemlidir ama tek şartla… “Madde 42. - Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkılâpları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz.” Kısacası her soru ve sorunun cevabı bizde vardır ve bu cevap mutlaka Atatürk’ü içermektedir. Sıkıştığımızda, sakatladığımız, batırdığımız demokratik sistemimizin başına onu tamamen yıkıp yerine şer’i düzeni getirmek isteyenleri, rejimi değiştirmek isteyenleri (ben demiyorum, Anayasa Mahkemesinin kapatma davasının iddianamesi diyor.) geldiğinde de milyonlarca kişi koyuncasına meydanlara toplanırız, bizi çağıranların faşist örgütlerle, derin devletle, JİTEM’lerle ilişkili olup olmadıklarına aldırmadan. Bayrağımızın şekli yasayla belirlenmiştir, onu değiştirmek suçtur. Fakat o denli kutsal olan bayrağımızın hilalini azıcık yukarı kaydırıp, yıldızı içine tıkıştırmak ve oraya bir Atatürk resmi koymakta kesinlikle sorun yoktur. Ve biz bu meydanlara çıktığımızda ısrarla bu Atatürk resimli Türk bayrağından sallarız. Halbuki üstünde bayrak motifi olan bir balona kazara basıp patlatmak hakkınızda soruşturma başlatacak bir eylemdir. (Çok merak ediyorum, bir gün bir vatandaş şehit düşen oğlunun resmini bayrağın üstüne koyarsa ona ne denilecek? E adam o “bayrak” için oğlunu feda etmiş arkadaş, üstüne oğlunun resmini koymaya hakkı yok mu? ) Milliyetçilik devletimizin altı ilkesinden biridir ama nedense o ismi beğenmez yerine “ulusalcılık” diye bir kavram çıkarırız. Zira o ismi görüşleri değilse de eylemleri bize biraz fazla “radikal” gelen başka bir parti kullanmaktadır… Bu yürüyüşler her an değişen gündemimizde bir tantana yaratır ve yok olurlar.Ne hikmetse Atamıza ve onun gösterdiği hedeflere yürümek istemeyenler, yürüyüşün ardından 2 3 ay geçmeden yüzde 47 oy alarak yine başa gelirler. Yani Atamıza sahip çıkmak, hayatımızda hiç görmediğimiz Atamızı sevmek yerine yüzsüzce onu özlediğimizi” söylemek, sıkışınca durumu düzeltmek yerine yeni bir Atatürk çıkmasını beklemeyi salık vermek, “Atam sen kalk ben yatam!” ucuzluğu kar etmemiştir. Kimsenin hiçbir politikasından memnun olmadığı, Atamıza muhalefetten kapatılması istenen parti ise dehşet verici bir farkla seçimin tek ve mutlak galibi çıkmıştır.

Ama durun onun da açıklaması var! Radikal gazetesinden Allah razı olsun, bu durumu algılayamayan bizlere nihai cevabı verdi: 

Çelişkili durum 

Başbakan Yardımcısı Ekren ve İçişleri Bakanı Atalay, 21 Ocak'ta nüfusu açıkladı: 70 milyon 586 bin. Aynı toplantıda seçmen yaşında, yani 18 ve üstü yaşlarda 48 milyon 249 bin kişi olduğu açıklandı. YSK'ya göreyse 42 milyon 571 bin seçmen var. Bu seçmen sayısı doğruysa nüfus 63 milyon 539 bin olmalı…”

Devir artık bu miskinlikten yeni kurtarıcılar beklemekten vazgeçme devridir. Devir siyaseten uyanma, doğru önderlerin ardında değil yanında yürüme devridir. Devir Atamızı artık ebedi uykusunda rahat bırakma, zırt pırt adını anmama, yerli yersiz her mekana adını vermeme, onu hakarete varırcasına eleştirenlere olduğu kadar onu mantığın ve aklın sınırlarını zorlarcasına yücelten, onu bir nevi insan üstü, asla yanılmayan dedikleri ebediyen doğru ve sorgulanamaz bir varlık olarak lanse edenlere de tepki verme devridir. Devir bu tür saçmalıkları bırakıp reel sorunlarımıza reel çözümler arama devridir.

Ertuğ Aydın Ertuğ Aydın hakkında:

Yazar hakkında ilave bilgi bulunmamaktadır.