Serdar Cevher Serdar Cevher yazdı:

Özgürlüğümü Reddediyorum!

30 Eylül 2007 | Politika, Sol Akımlar


Demokrasi, o köşedeki adamın 1000 para ve bu köşedekinin de 1 para kazanması üzerine kurulmuş ve yükselmiş bir uygarlığın ürünü olduğu için, doğası gereği “her görüşü ve her oluşu” olağan kabul edemez. Eder gibi görünüyor olmasının sebebi muhalefeti sindirme ve etkisiz hale getirme çabasıdır...

Homojen bir toplumu arzulamak, kültürel çeşitliliğin karşısına dikilmek bir uç; her görüşü, her oluşu çokseslilik süzgecinden geçirmek, öteki düşüncelere karşı çıkan öznel bir görüş sahibi olmanın yanlışlığına inanmak da bir başkası. Bazı demokrasiperver çevreler insanın yalnız bu iki seçenek içinde bir tercih yapması gerektiğini sanıyor olmalı ki ikincisini seçmeyen insanları tektipçilikle suçlamayı kendilerinde hak biliyorlar. Halbuki şu çok sıkışıldığında (somutlaşmaya başlayan komünizm veya şeriat “tehlikesi”nde mesela) ağızlardan kaçırılıveren “demokrasinin kendini koruma hakkı” safsatasının aslında demokrasiyle örtülmeye çalışılan belirgin ideolojinin kalkanı olduğunu görmezden geliyorlar.

Çıkış noktası itibariyle “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler”in sosyolojik yansıması liberal demokrasi. Yani aslında şu gündelik özgürlüğümüzün temelinde birincil özgürlük olarak serbestçe para kazanabilme ve harcayabilme özgürlüğü var. Bunu düşünmek, siz ne derseniz deyin gülünç geliyor bana.

Tarihsel fonksiyonunu yadsıyamam elbette. Yüzyıllarca aristokrasi tarafından ezilmiş bir halkın zamanla kurulan ticaret zincirlerinden (sömürülen topraklarda ayrıntısına bu yazıda girmek istemediğim büyük toplumsal trajediler yaşatan zincirlerdir bunlar) elde ettiği kazanımla oluşturduğu orta sınıfın aristokrasiyi yerle bir ederken kullandığı önemli bir dayanaktır “para kazanma ve daha iyi yaşama hırsı”. 

Ancak toplumsal devinim nasıl devam etmiştir? İlahi kutsallığı yok olan eski, soylu aristokrasinin yerini, zekasını bir şekilde işletip oturduğu yerden hem kendisini ve çevresini krallar gibi yaşatacak hem de makrosistem üzerinde belirleyici unsur olmasını sağlayacak büyüklükte paralar kazanan yeni “büyük burjuva” aristokrasi almıştır. Şimdi tekrar başa dönelim: Halihazırda sahip olduğumuz özgürlük ve çeşitliliğe saygı sanrısının yegane dayanağı da bu adamların para kazanma özgürlüğüdür. Buyurun buradan yakın.

Demokrasinin esas sayıldığı “gelişmiş batılı” toplumlarda her türlü düşüncenin ifade edilmesi ve açıklanması serbesttir, “demokrasiyi tehdit etmedikçe.” Yazı boyunca açıklamaya çalıştığım tarihsel köken burada önem kazanıyor; sözgelimi “Neden bu adam 1000 para kazanıyor da şu adam 1 para kazanıyor, ikisi de adil çalışıp hakça kazansın” demek demokrasiyi tehdit ediyor. (Ama “O adam 1000 para kazanıyorsa şurada 1 para kazanan adama da yazık, o da 2 para kazansın” diyebilirsiniz. Bunun adı sosyal demokrasi.)

Demokrasi, o köşedeki adamın 1000 para ve bu köşedekinin de 1 para kazanması üzerine kurulmuş ve yükselmiş bir uygarlığın ürünü olduğu için, doğası gereği “her görüşü ve her oluşu” olağan kabul edemez. Eder gibi görünüyor olmasının sebebi muhalefeti sindirme ve etkisiz hale getirme çabasıdır; çünkü yasakçılıktan kaçınılmadığı takdirde yasaklanan olgunun kısa zamanda yasağın olmadığı bir koşuldakinden daha fazla tehdit unsuru haline geleceği bilinmektedir. Böylece istenmeyen şeyler “serbest bırakılarak” içselleştirilir ve diğer yandan liberal düzene özgürlükçülüğünden ötürü övgüler düzülmeye devam edilir. (Bu paragrafla ilgili ayrıntılı bilgi almak isteyenler Turgut Özal'ın hayat öyküsünü herhangi bir kaynaktan okuyabilir.)

Şayet serbest bırakılan olgu bir şekilde olgunlaşıp halk kitlelerini de arkasına alırsa (Bu olgu 70'lerde sol'du, şimdi ise malumunuz) o zaman demokrasinin kendini koruma hakkından bahsedilmeye başlanıyor. “Demokrasinin kendini koruma hakkı”nı kullanan en demokratik kurumumuz da bilin bakalım hangisi? Bingo; bildiniz. (Bu arada mağdur psikolojisiyle sol ve din'i aynı kefeye koyma hatasına da düşmemek gerek. Birisi daha gerisi, birisi daha ilerisi'dir ve bu ikisinin aynı kefeye koyulması ancak bu düzene özgüdür, çünkü bu düzen için ikisi de salt “tehlike”dir.)

Gerek Kemalist gerekse liberal kesimlerden kimsenin aklına geliyor mu merak ediyorum; bu toplumun tüm kesimlerinin ihtiyaçlarına cevap verdiği söylenegelen ele avuca sığmaz demokrasimiz böylesi ulvi bir işlevi yerine getiriyor olmasına rağmen niçin sürekli tehdit altında kalıyor? Acaba tehdit altında kalmadığı zamanlarda yerine getirmesi gereken işlevi gerçekleştiremediğinden, mesela vaadettiği özgürlük ve adaleti sadece toplumun “belirli bir kesimi” için sunabildiğinden olabilir mi? Ve demokrasi elden gidiyor diye bas bas bağıranların da neredeyse tamamının iyi kötü bir şekilde dikişini tutturmuş kesimden olmasına şaşırmalı mıyız? 

Demokrasi diğerleri için zaten hiç olmamıştı ki elden gitsin. Yapısı gereği olamazdı da. Mesela anayasaya göre “Hiç kimse zorla çalıştırılamaz, angarya yasaktır” ama resmi ifadeyle “Doğu kökenli vatandaşlarımız” günde 2 lira kazanmak için kamyon kasalarında mevsimlik işçi olarak yolculuk edebilirler, bu tip bir özgürlükleri vardır. “Herkes kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir”, ancak eğer 'ileri giderseniz' bir gün siz de %52'ci Sinan Tekpetek gibi polis tarafından saatlerce dövülüp ardından hareket halindeki bir otomobilden aşağı atılabilirsiniz, yani tartaklanma özgürlüğünüz var. “Yerleşme ve seyahat” hürriyetiniz de vardır, eğer yerleşecek bir ev alabilme ve seyahate ayıracak paranız varsa. 

Din ve vicdan hürriyeti vardır, ancak Alevi'yseniz çocuğunuz Sünni İslam'ı öğrenmek ve benimsemek durumundadır, yani Aleviliği öğrenmemek gibi bir özgürlüğü vardır. “Hak arama hürriyeti”niz vardır, eğer hakkınızı gasp eden adam hakimi satın almamışsa geçerlidir. (Hemen ertesinde hakkınızın gasbının telafisi için cezai sistem tarafından öngörülen hapis cezası, gaspçının cebinde en çok bulunan şeyle ödeniverir ve hesap kapanmış olur)

“Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme” hakkınız da vardır, tabii eğer o toplantı ve yürüyüş 1 Mayıs günü Taksim'de düzenlenmiyorsa. 

İşte ben böylesi özgürlükçü ve adil demokratik sistemimizin içinde sade ve katıksız bir insan olarak demokrasiden bağımsız bir eşitliğe ve özgürlüğe inanma hakkımı saklı tutuyorum. Aç kalma, polis dayağı yeme, sistemi tehdit etmekten ötürü alıkonulma, para kazanmak ve toplumun geri kalanının üzerine basarak yükselmek için onursuzlaşma özgürlüğümü reddediyorum. Bu tip bir özgürlüğün eşitlik idealine tercih edilemeyeceği düşüncesini demokrasi çerçevesinde nesnelleştirme çabasını da. 

(Karikatür: John Digesare) 

* Bu yazı, 16 Ekim tarihli BirGün gazetesinde "Özgürlüğümü Reddediyorum!" başlığıyla yayımlanmıştır.

Serdar Cevher Serdar Cevher hakkında:

Serdar Cevher; web programcısı ve serbest zamanlı gazeteci. 2007 yılından beri sade ve işlevsel olmasına özen gösterdiği web siteleri yapıyor ve 2009 yılından bu yana PCNet ve benzeri teknoloji odaklı dergilerde yazıyor. Web projeleri ve dergi yazarlığı haricinde kalan hayatına ayırdığı vaktin giderek azaldığından yakınsa da, halen hobileri arasında gitar ve flüt çalmak, şarkı söylemek, felsefe ve siyasetle ilgili okumak, futbol oynamak ve – İstanbul izin verdiğince – bisiklete binmek yer alıyor.