Mustafa Sarı Mustafa Sarı yazdı:

Orbea Uludağ Performans Tırmanışı ve Velotürk Erciyes Gran Fondodan İzlenimler

24 Kasım 2016 | Spor, Bisiklet


Bu sene ülkemizde yol bisikleti ile gidilebilecek çok güzel etkinlikler oldu. Ben sağlık sorunları nedeniyle bunlardan sadece ikisine gidebildim. Ders çıkarıp tanımaktan çok mutlu olduğum insanlarla vakit geçirdiğim iki etkinliği de sizlerle paylaşmak istedim.

Bu sene bisiklet etkinlikleri olarak Gran Fondo, yol yarışları ve diğer aktiviteler konusunda fazlasıyla dolu geçti. Bu sene hedefimde katılmak olan dört etkinlikten sağlık sebepleri nedeniyle sadece ikisine katılabildim. Birincisi bana ilk defa HC kategori bir tırmanış imkanı sunan ve çok zevkli geçen Orbea Uludağ performans tırmanışıydı. İkincisi de çok sevdiğim Velotürk ekibinin geçen seneden itibaren Kayseri ve Kapadokya çevresinde başlattıkları Velotürk Erciyes Gran Fondo oldu.

Bu etkinliklere tırmanışlardaki favori bisikletim Orbea Orca ile gittim. Aynakolu 34/50 ve rublesi 12/29 du. OMP kadrosu hem konforlu hem de tırmanış konusunda tepkileri kolay alan geometrisi ile işimi kolaylaştıran bir bisiklet. Grupset olarak Campagnolo karbon Athena set vardı. Hafif, kullanışlı bir set, jant seçimi de Shamal serisinin sadece clincher olarak sunulan Milleleriydi. Bu özelliklere sahip olduğu için Orbea Uludağ performans tırmanışı ve Velotürk için doğru seçimdi.

Orbea Uludağ performans tırmanışından başlarsak, benim için her anı ayrı tatlı geçen bir etkinlik oldu. Bursaya tırmanış sabahı gidip antreman olarak klasik Tuzla git gel dışında bir şey yapamayınca insan kendinden çok bir şey beklemiyor. Normalde yarış 16 Temmuz 2016 da yapılacaktı ama o günün arifesinde neler yaşadığımızı herkes hatırlıyor. Organizasyon yarışı olaylar sebebiyle 27 Ağustos 2016 ya aldı. Böylece bir anda gitmeyi hedeflediğim iki bisiklet etkinliği arka arkaya geldi.

Etkinlik sabahı Bursaya vardığımızda etkinliğe katılacak bisikletçilerin başlangıç noktasında buluşup oluşturduğu karnaval havası çok güzel görünüyordu. İstanbul ve diğer illerden daha önce  başka etkinlikler vasıtası ile tanıştığım, bildiğim insanlarla aynı ortamda olmaktan çok mutluydum. Tırmanışta iki grup vardı. Keşiş ve Pro grup, Keşişler Uludağ’a Forum Bursa dan başlayıp 30 km’lik daha stabil bir rota üzerinden tırmanırken Pro grup da Forum Bursadan başlayıp 20 km nötralize gittikten sonra 53 km’lik etabı baraj gölü etrafından geçip Kirazlı köyünü de içeren daha sert bir parkurdan tırmandı.

HC bir tırmanış daha önce yapmadığım için ve hastalıktan yeni çıkıp sadece Tuzla antremanıyla tırmanışa gidince hedefimi tırmanışı sağ salim bitirip etrafımdaki rekabetten kendimi soyutlayarak kendi tempomu bulmak üstüne odaklandım. Bu durum teori de kolay görünse de tırmanış sırasında hiç kolay olmadı. Pro grup olarak ilk 20 kmyi nötralize bir şekilde ama yüksek bir tempo ile geçtik hatta tırmanışa başlamadan önce su doldurduğumuz bölgeye kadar averaj hızımız 27-30 km/s arasında değişiyordu. Organizasyon trafik konusunda yeterince iyi iş yapsa da, start konusunda sınıfta kaldı diyebilirim. Bunun nedeni ise hala bir sürü sporcu mataralarını doldurup startı beklerken aniden tırmanışın başlatılması ile tırmanışta iyi şeyler yapmayı planlayan sporcuların bir bölümünü daha başlangıçtan geriye düşürdü. Benim için bir şey fark ettirmediyse de hedefi olan sporcular için ekstra efora döndü.

Ben tırmanışta iki suluğumu doldurup ilk jelimi aldıktan sonra yola koyuldum. Açıkçası Kirazlı köyüne varana kadar yollar köstebek yuvası gibi çukurlar ile doluydu ama genelde %7-8 arası eğimlerle tırmanış devam etti. Arada iniş çıkış olsa da Google Maps ve Stravadan inceleme fırsatı bulduğum Kirazlı köyü tırmanışı ve aynı zorluktaki S virajlar hem zor hem de keyifliydi. Benim tırmanışta en beğendiğim bölüm burasıydı tırmanırken etrafımdaki herkesin acı çektiğini görmek farklı bir deneyim oldu. Milli Park bölgesi öncesi ve sonrası yol yapımı olduğu için bazı bölgeler hem hızımızı kesti hem de tırmanışı küçük bir yüksek irtifa Paris-Roubaixsine döndürdü.

Son 10 km ise soğuk ve ıssız geçti. Bu tırmanışı sadece HC’ler nasıl tırmanılıyor anlamında yaklaştığım için etrafımda olan kimseyi geçmek gibi bir çabam olmadı. Bunun sonucu olarak son 5 km de yalnız bir şekilde tırmandım. Sıcaklık düşmüştü ve yolun artık bitmeyeceği hissine kapılmıştım. Yolun sonuna yaklaşırken olan iniş HC acemisi benim için ilaç gibi gelmişti. Hızımı yola çıktığımdan beri sabit tuttuğum için bacaklarım çok yorulmamıştı ama sıcaklık değişimi beni çok etkiledi. Finişe varmadan önce oteller bölgesine giren ilk sağdan olan giriş kapalıydı. Daha sonra beni uyaran başka tırmanışçılar üzerine doğru yoldan devam edip toplam 54.3 km süren tırmanışı bitirdim.

Organizasyon, bence iyiydi. Tırmanış sırasında araçla ve motorla yiyecek ve içecek dağıtılması çok güzeldi. Orbea Uludağ tırmanışında bence düzeltilmesi gereken iki şey var. Bir daha ki seneye umarım yollar kapatılabilir. Tırmanış sırasında trafiğin olması özellikle anayola çıkınca ister istemez tehlike yaratabiliyor.  Sporcuların hızı ne olursa olsun sporcuları tehlikeye atabiliyor. Araçlar ve sporcular dar yollarda gereğinden yakın kalabiliyorlar. İkincisi ise resmi startın verildiği sıradaki karışıklığın bir daha olmamasını umuyorum çünkü tüm peleton birlikte başlaması gerekirken bir grup yola çıktı ve diğerleri hala su dolduruyordu. Organizasyonun bu tür şeylere önem verdiğini bildiğim için bu detayları seneye düzelteceklerini düşünüyorum.

Orbea Uludağ performans tırmanışı benim için ilkleri içeren bir tırmanış olmuştu ve o gün bana ne yapıp ne yapmamam gerektiği konusunda iyi bir fikir sahibi yapmıştı. 4 Eylül 2016 tarihinde yapılan Velotürk Erciyes Gran Fondo ise Uludağ performans tırmanışının aksine çok maceralı geçti. Velotürk Erciyes Gran Fondo için ertesi hafta Çarşamba bisikletimi toparlayıp Kayseriye uçtum. Yarış öncesi birkaç günde Kayseri’nin çok güzel bir şehir olduğunu keşfederken şöförlerinin İstanbul’daki arkadaşları gibi pek bisiklet sever olmadığını gördüm. Ama Orbeam ile şehirde dolanırken insanların Ferrari ile dolaşıyormuşum gibi bana bakıp sorular sorması da yarış öncesi yaşadığım değişik deneyimlerden biri oldu.

Yarıştan bir gün önce kaldığım otelde ve yarış merkezinde tanıdık yüzler görmeye başlayınca  yarış atmosferine girmeye başladım. Cumartesi günü Erciyes Kongre Merkezinde Velotürk  ve organizatör Argeus Travel, bizlere rotayı ve kuralları açıkladı. Beni düşündüren şey ise Erciyesten çok ilk 15 km içinde yer alan 3.Kategori tırmanış ve inişiydi. Yarış günü ise Velotürk formamı giyip arkadaşlarımla başlangıç çizgisine gittiğimde Bursa da olduğu gibi karnaval havası vardı. Başlangıçta ise en çekindiğim şey ise Kapadokya Gran Fondosundan itibaren anlamsız şekilde gelenekselleşen ilk kmler de Belçika yöntemi ile(aşırı yüksek tempo) grubun bölünmesiydi.

Bu durumu anlamamamın sebebi öndeki sporcuların daha baştan küçük bir grup olarak kalıp kaza ve diğer riskleri azaltmaya çalışırken bu işi çok kontrolsüz bir biçimde yaptıkları için daha fazla kazaya sebep olabileceklerinin farkında olmamalarından süre geliyor. Gran Fondo peletonunun Worldtour prolarından oluşmadığı gerçeğini de düşünürsek niye endişelendiğimi daha iyi anlayabilirsiniz. Dünyanın en iyi proları bile böyle tempolarda hata yapabiliyorken bizim peletonun bu sonsuz özgüvenini anlamakta zorlanıyorum.

Erciyes Gran Fondo da kısa parkur 69 km ve uzun parkur 116 km seçenekleri vardı. İki grubun rotası ve başlangıcı ortaktı. Kayseri merkezdeki Froum Kayseriden çıkarak Talas, Tavlusun, D100 üzerinden Akmescit’e ve oradan kısa parkurun bitişi olan ve 3. İstasyonun olduğu yer Tomarza üzerinden Develiye geçildi. Develinden sonra 4. İstasyon ile başlayan 15 km’lik Mount Ventoux gibi bol rüzgarlı Erciyes tırmanışı vardı.

İlk 15 km de hızlı Belçikalıların bulunduğu grubun arkasında tempomu sabitlemişken iniş sırasında 50-60 km/s hızla inerken bir çukurdan geçerken zincirim dışa attı. Böylece ön bölümle olan seyahatim ilk 15 km de sona ermişti. Bu aynı zamanda ilk 50-60 hedefiminde üstüne soğuk su içmeme neden oldu. Zincir atmasını düzelttikten sonra kategori 3 tırmanışı normal tempoda geçtim. Tomarzaya kadar güç korumak için elimden geleni yaptım. Tomarzadaki istasyondan su alırken bu sefer zincir içe attı ve hem moralimi bozdu hem de çok vakit kaybettirdi. Tomarza sonrası 3.istasyona kadar birlikte geldiğim grubu da kaybedip tek başıma kalmıştım. Develiye kadar rüzgar ve yorgunluğa rağmen hızımı 37-40 km/s arasına sabitleyip olabildiğince hızla gitmeye çalışıyordum. Bu sırada Velotürk ekibinin araba ile gelip hal hatır sorup o anda yüzümü güldürmeleri o zor zamanda beni çok mutlu etti.

Tomarza sonrası tek odaklandığım şey Uludağdaki gibi yarışı sadece bitirmek olmuştu. Develi sonrası tırmanışa başladığımda ise 50/34 ve 12/29 vites oranının beni düzlüklerde cezalandırıp aşırı kadans ile beni yorduğunu anladım. Bu yüzden dolayı son 15 km o gün hiç bitmedi. Zaten kafamda yarışı bitirme konusunda şüphe olmadığından kime geçilip geçilmediğime bakmadan yarışı bitirdim. Organizasyon, Trafik, istasyonlar, sağlık ve diğer her yönden eksiksizdi. Geçen sene ki Kapadokya’nın aksine her şey olması gerektiği gibiydi.

Hem Orbea Uludağ performans tırmanışı hem de Velotürk Erciyes Gran Fondo gibi etkinliklere katılmak bu sene bisikletimle gittiğim en güzel etkinliklerdi. Velotürk Erciyes Gran Fondo da yarışıp, çocuklara Velotürk aracılığıyla yardım etmek güzeldi. Uludağda ise hem HC kategori bir tırmanış yapmayı öğrenip tandığım insanlarla Bursa manzarasının tadını Kirazlı Mur de Huy’ü ile çıkarmak çok keyifli oldu. İki organizasyondan da çok keyif aldığım için bir aksilik olmazsa 2017 de de Bursa ve Kayseri de olacağım.

  

Not: Bisiklet fotom dışında Orbea Uludağ performans tırmanışına ait fotolar Tatlıcılar ailesi ve sponsorlarına aittir. Velotürk Erciyes Gran Fondo fotoları da Velotürk ekibi ve Argeus Travel'a aittir. Tüm organizatörlere yaşattıkları güzel şeyler için teşekkür ederim.

 

 

Mustafa Sarı Mustafa Sarı hakkında:

Uzun ince bir yolda içinde motor,top veya tekerlek içeren sporlarla ilgili. Politik, teknolojik işleri seven biri. Unutmadan çizgi romanlara paralel evrenden bağlı bir yazar. ''İnsanlar onları değiştirecek ve sarsacak dramatik bir sembole ihtiyaç duyar. Bu sembol hem korkutucu olmalı hem de birleştirici olmalı''





YAZARIN DİĞER YAZILARI