Mustafa Sarı Mustafa Sarı yazdı:

Öğretilmiş Doğrular ve Toplum: Gerçekler ve Kurgularla Toplumları Anlamak

02 Eylül 2015 | Güncel, Eleştiri


Son yaşanan göçmen olaylarından da önce bazı şeylerin doğru olmadığı aşikardı. Bu yazıda daha o kısma girmeyeceğim daha yerel bakacağım. Nedeni ise bazı şeylerin niye düzgün işlemediğini anlamak için önce elimizdekilere bakmak gerek. Bu yazıda suçlama vs. yoktur sadece sorgulamak var.

Önyargılar ve öğretilmiş doğrular, maalesef ülkemizde fazlaca yaşamımızın içinde olan toplumsal gerçeklerdir. Bu tür şeylerin nedenlerini ve nasıl farkına varmamız gerektiğini ise sadece kaynağını anlamaya çalışarak yapabiliriz.

Ülkemizde önyargılar ve tabuları en fazla güçlendiren şey ise fanatizm ve taraftarlık olgusudur. Bu doğrultu da olaya siyasal veya başka bir pencereden bakmadan önce durumun kaynağını incelemek daha doğru olacaktır. Bu yazıya benzer bir yazıyı daha önce yazmıştım. http://www.yetmiyor.net/yazi/futbol-toplumlari-yonetmenin-anahtari/62/ Eski yazımda yazdığım gibi futbol ve futbol kulüpleri ülkemizde hegemonyayı daha da güçlendiren öğelerdir.

Futbol, kolay izlenip herkese ulaşabilen bir oyun olduğu için içinde ve dışında bir sürü oyuncu oluyor. Ülkemizde sahalarda ve saha dışında çıkan olaylar ve yapılan ötekileştirmeler her zaman hegemonyanın daha da güçlenmesine sebep oluyor. Son yıllarda daha da güçlenen taraftarlaşma ve fanatizm’in kaynağı hiçbir zaman siyasi olmamıştı(1980 darbesi öncesi hariç). Son 20 yılda geriye dönüp baktığınızda siyasetin her zaman sporu özellikle futbolu kendi hegemonyasını daha da güçlü kılmak için kullandığını görüyoruz. Şu anda Türkiye siyasetindeki en güçlü siyasi figür de geçmişte yaşanan ve şu anda daha da kuvvetlenen siyasal taraftarlık ve fanatizmi karşıtlarına karşı kullanıyor çünkü biliyor ki bu fanatizmi ne kadar iyi yönetirse her zaman güçlü kalır. Bu yüzden söylemlerinde her zaman taraftarlık ve karşıtlık kullanıyor.

Maalesef ülkemizde kendilerine mağdur diyen ama sürekli sistemi besleyip sistem sayesinde kazanan spor kulübü görünümlü siyasi kulüpler sporu(futbol ve basketbol) yönetiyor. Bu külüpler sistemin insanlara eğitim vs. ile kazandırdığı önyargıları spor ile günlük hayatına taşımasına yardım ediyor. Böylece tabuları güçlendirip önyargıların artması ile siyasal ve spor daki fanatizmi her zaman koruyan bir yapıda yaşıyoruz.

Açıkçası bu iki teoriyi birleştirince toplumu rahatlatmanın yolunun önce sporun tamamen siyasi bataklıktan, siyasete söylem ve yapı olarak yardım etmeyecek yapılar kurmaktan geçiyor. Böylece bazı şeyler gerçekten değişebilir. Buradaki en önemli hayati konu ise günlük hayata kadar inen her türlü söylemsel kontrolden kurtulmak. Bu kurgusal kültürden, yıllardır yaratılan sağlıksız ortam çıkıyor. Türkiye gibi bir ülkede siyasetin ve toplumun alışkanlıklarını değiştirmek istiyorsanız. İlk el atılması gereken yer futbol ve futbolu çevreleyen güç odakları olmalı(2011 deki gibi çıkar ve daha fazla güç için olmamalı). Son yıllarda futbol maçları içinde ve dışında bir sürü siyaseti destekleyen söylemler gördük. 

Ülkemizdeki gibi tarihsel söylemlerden çıkan büyüklük atıfları da spor kulüplerine daha siyasal bir kimlik kazandırıyor. Ülkemizde siyasal taraftarlığı ve ön yargıları yıllardır bu yapı besliyor. O kadar garip bir durum ki, aynı siyasi düşünceyi paylaşan insanlar konu spor ve futbol olunca tartışamaz hale gelip birbirini kesip öldürecek duruma geliyor. Bu sayede siyasette de devam eden tahamülsüzlük ve ötekileştirmeyi toplum kendi içinde birbirine silah olarak kullanıyor. Ötekileşme ve taraftarlık, öğretilmiş doğruları doğruymuş gibi göstererek söylemler ile yeniden üretiyor.

Ülkemizde her gün insanlar niye bazı şeyler değişmiyor diye soruyor. Sorun şu ki soruyu soran toplumun üyeleri her zaman buzdağının görünen kısmına odaklanıyor. Esasında şeytan her zaman detay da gizlidir. Günlük hayatınızda yapılan küçük eylemler bile karşıt olup hiç istemediğiniz olayları besliyor. Ülkemizdeki gibi toplumun sadece kukla olduğu bir yerde insanlar onlara ne doğru denirse onu yapmaya daha yatkın oluyor. Sorun şu ki yaşadığımız evrende hatta dünyanın içinde bile tek doğru ile çözemeyeceğiniz problemleri doğru olarak öğrendiğiniz ama esasında problemi çözmek ile alakası bile olmayan eylemlerle uğraşarak harcıyoruz.

Öğretilmiş doğrular nereden gelirse gelsin(eğitim, sosyal ortam vs.) her zaman toplumları yönetmek için kullanılan bilgilerdir. Gündelik hayat da kullanılan sıradan kelimeler bile hegemonyayı güçlendiren ve yaşadığınız yerin cehenneme dönmesine daha da etkili kılabiliyor. Bu reproduction of nationalism'in daha günlük hayata uyarlanmış bir versiyonu gibidir. Siyasette ve sporda kullanılan ötekileştiren ve siyasal taraftrarlığı arttıran söylemler çözüm yerine daha çok goygoy ve kaosu destekleyen etkenlerden biridir.  Gezi dışında toplumumuzun hiçbir kesimi yakın zamanda ben dönüp ne yapıyorum diye kendini sorgulamadı. Şimdi veya geçmişte yaşananlara bakınca ders almak yerine öğretilmiş doğrularla, taraftarlığa sırtını yaslamış bir toplum var. Kimin çıkarına ne uymuyorsa o kesim karşısındakini suçlayıp onu hayatından çıkarmaya uğraşıyor.

İnsanlar hep neyi duymak istiyorsa onu duymaya alışığı için toplum tümden kendini kapamış durumda ve yeni kötüler yaratmaya uğraşıyor. Ülkemizde muhalif ya da iktidar yanlısı herkes için kimin tarafında olduğun yaptığın şeyin ne olduğu fark etmeksizin daha önemli. İşte en büyük sıkıntı da burada herhangi bir ana akım düşünceye taraf olmak esasında en önemsiz şey. İnsanları at gözlüklerine hapseden mental anlayışta maalesef bu, ya bendensin ya da benim düşmanımsın anlayışı. Bu bakış açısı yüzünden kutuplaşmalar, savaşlar veya başka hiçbir olay düzelmeyecek. Nedeni ise kibiri ve devleti kendi denizi olarak gören toplumun tüm kesimlerinin kendileri dışında her şeyi reddedip o nefret ettikleri düzene katkı sağlamalarıdır. Ne kadar ironiktir ki ülkemizdeki tüm kesimler biz düzene karşıyız ve sorunları düzelteceğiz diyor ama söylemlerinin içeriklerine bakınca devletin malı deniz yemeyen keriz den başka şey düşünmediklerini görürüz.  

Karşıt olduklarını söyledikleri düşünceleri bile farkında olmadan ve sorgulamadan yeniden üretenler de parçası olmak istemedikleri düzenin birer parçası aslında. Bu yüzden ülkemizde spor yoluyla neyi kutsal kılarsanız o her zaman doğru olarak kalır. Bunun kanıtını yıllardır görüyoruz. Sonra insanlar niye başka yerler gibi olamıyoruz dediğinde dönüp kendisine bakmasını tavsiye ederim çünkü stadlar sizin gerçekleriniz ve sınırınız, bunu değiştirmedikçe hiçbir şey değişmez. Şampiyon Toplum Şampiyon Hegemonya, toplum ülkemizdeki taraftarlaşmış ve fanatikleşmiş kesimlerin iddia ettiğinin aksine uyanık maalesef tüm kesimler başkalarını dinlemek yerine öğretilen dürtülerini dinleyip linç etmeyi tercih ediyor.

Mustafa Sarı Mustafa Sarı hakkında:

Uzun ince bir yolda içinde motor,top veya tekerlek içeren sporlarla ilgili. Politik, teknolojik işleri seven biri. Unutmadan çizgi romanlara paralel evrenden bağlı bir yazar. ''İnsanlar onları değiştirecek ve sarsacak dramatik bir sembole ihtiyaç duyar. Bu sembol hem korkutucu olmalı hem de birleştirici olmalı''





YAZARIN DİĞER YAZILARI