Serdar Cevher Serdar Cevher yazdı:

"Gürültü ve Politika" Hakkında

25 Aralık 2007 | Politika, Müzik


Milattan önce dördüncü yüzyılda, Plato şöyle demişti: “Müziğe dair keşifler devlet için büyük bir tehdittir; çünkü müziğin yapısı ne zaman değişirse, devletin yasaları da mutlaka onlarla birlikte değişir.”

Müziğin yüzyıllar boyunca avangard sanat olarak önemli bir rol oynadığını, edebiyatta, resimde vs. ortaya çıkan değişik akımlara öncülük ettiğini ve bazen de onlardan etkilendiğini biliyoruz. Bu doğrultuda yorumlamak gerekirse müzik, ideolojiden ayrılamayacak bir parçadır. Milattan önce dördüncü yüzyılda, Plato şöyle demişti: “Müziğe dair keşifler devlet için büyük bir tehdittir; çünkü müziğin yapısı ne zaman değişirse, devletin yasaları da mutlaka onlarla birlikte değişir.”

Peki Plato neden böyle düşünüyordu? Bu sorunun yanıtını ararken, Jacques Attali tarafından yazılmış bir makaleyle karşılaştım. Bu makaleyi burada yayımlamak amacıyla tercüme ettim ve şimdi sizlerle paylaşmak istiyorum.


Gürültü ve Politika
Jacques Attali

1980'lerde, finans teoristi Jacques Attali (1943- ) Fransa başkanı François Mitterand'ın özel danışmanıydı. Akabinde Avrupa Yeniden Yapılanma ve Gelişme Bankası'na öncülük etti ve şu anda Yabancı Poliçesi'ne editör olarak katkıda bulunuyor. 1977'de "Gürültü"nün yayımlanmasıyla birlikte, Attali hızla Avrupa'nın önde gelen müzik filozoflarından biri haline geldi. Attali için, müzik, ekonomi ve siyaset gibi, temel olarak uyumsuzluğu ve çöküşü -tek kelimeyle, "gürültü"yü- organize eder. Halen Attali, madde dışı gücüyle müziğin ekonomi ve siyasetten çok daha hızlı hareket ettiğini ve yeni toplumsal ilişkiler ortaya koyduğunu söylemektedir.

[...] Müziği dinlemek bütün gürültüyü dinlemektir; yani mal edilişinin ve denetiminin gücün bir yansıması olduğunu, bunun da özünde politik olduğunu fark etmektir. Renklerin ve şekillerin ötesinde müzik, toplumları biçimlendiren sesler ve onların düzenlemeleridir. Gürültüyle doğar düzensizlik ve karşıtı: dünya. Müzikle doğar güç ve karşıtı: çöküş. Gürültüde hayatın kodları, insanlar arasındaki ilişkiler okunabilir. Haykırış, Melodi, Uyumsuzluk, Armoni; tüm bunlar insan tarafından özel araçlarla biçimlendirildiğinde, ve bunlar insanın hayatını işgal eden, "ses" * haline geldiğinde, gürültü amacın ve gücün, rüyanın kaynağı olur -Müzik. Müzik, estetiğin ilerici akılcılaştırılmasının kalbinde yer alır, ve geride kalan akıldışılık için bir sığınaktır; gücün bir aracı ve eğlencenin bir şeklidir.

Her yerde kodlar dilin, vücudun, araçların, nesnelerin, kendi ve ötekiyle kurulan ilişkilerin ilkel seslerini analiz eder, işaretler, engeller, eğitir, onlara baskı yapar ve yeni kanallar açar.

Öyleyse bütün müzik, yani seslerin herhangi bir organizasyonu, bir topluluğu, bir bütünlüğü birleştirme aracıdır. Bu, bir güç merkezini bağımlılarına bağlayan bir köprüdür, ve böylece, biraz daha genel olarak, herhangi bir şekilde bir güç simgesidir denilebilir. Bu yüzden bugün bütün güç teorileri, bir "gürültünün yerelleştirilmesi ve biçimle buluşturulması" teorisini içermek zorundadır. Kuşlar arasında dahi bölgesel sınırları işaretleme aracı olan müzik, gücün zırhı içindeki başlangıçtan itibaren var olmuştur. Bir boşluğun dile getirilmesiyle aynı şekilde, müzik bir toprağın sınırlarını ve birinin bu sınırlar içinde duyulmasını sağlayan yolu, yani nasıl bir ötekinin yiyeceğinin elinden alınmasıyla hayatta kalınacağını gösterir. (1) Ve gürültü gücün kaynağı olduğu için, güç de onu her zaman büyülenerek dinlemiştir. Olağanüstü ve çok az bilinen bir metinde, Leibniz bütün ayrıntılarıyla ideal politik organizasyonu tanımlıyor: "Mucizeler Sarayı", tüm zaman bilimlerinin ve bütün güç araçlarının planlı bir şekilde yerleştirildiği ahenkli bir makine.

"Bu binalar öyle bir şekilde inşa edileceklerdir ki, ev sahibi kendisi fark edilmeksizin, söylenen her şeyi görmek ve duymak imkanına sahip olacaktır. Bu tabii devlet için en önemli şeylerden biri, ve aynı zamanda bir "politik günah çıkarma" olacaktır.

Gizlice dinlemek, sansür, kaydetmek ve gözetlemek gücün silahlarıdır. İçerdeymiş gibi dinlemek, emir vermek, iletmek ve gürültüyü kaydetmek bu aygıtın kalbinde yer alır. "Donmuş Kelimeler"in (3), Hukuk Masalarının ve kaydedilmiş gürültünün sembolizmi ile gizlice dinlemek -- bunlar siyaset bilimcilerinin rüyaları ve 'güçlü adam'ların fantezileridir: dinlemek, ezberlemek: bunlar, tarihi yorumlamanın ve denetlemenin, bir halkın kültürünü manipüle etmenin, kavgasını ve umutlarını farklı bir kanala kaydırmanın imkanını sunar. İçimizde hangimiz kendisini bu sürecin, biraz uçtan değerlendirirsek, modern devlet'i dev, tekelleştiren bir 'gürültü yayıcı'ya ve aynı zamanda umumi bir 'gizli dinleme aygıtı'na dönüştürdüğü duygusundan alıkoyabilir? Peki neyi gizlice dinlemek? Kimi susturmak adına?

Yanıt, açık ve şaşmaz bir şekilde, totalitarizm teoristleri tarafından verilmiştir. Hepsi çok belirli bir şekilde olmaksızın şöyle söyler: Yıkıcı gürültü yasaklanmalıdır çünkü bu, kültürel özerklik talebinin, farklı olana veya marjinalliğe destek isteminin bir göstergesidir: Tonaliteyi, melodinin önceliğini sürdürme kaygısı, yeni dillere, yeni kodlara ve yeni enstrumanlara duyulan bir güvensizlik, anormalin reddi... Bunlar bu tarzdaki tüm rejimlerin ortak karakteristikleridir.

Parlamenter demokrasi altında yaşayan endüstrileşmiş toplumların ekonomik ve siyasi dinamikleri de sanatı keşfetmeye, sanat içinde keşfetmeye karşı durur; ki bunu yapmak için eski diktatörlüklerde olduğu gibi denetimini mutlaka kuramlaştırma kaygısı da duymaz. Baktığımız her yerde, iletilerin yayımlanmasında bir tekilcilik, gürültünün kontrolü ve 'ötekilerin sessizliğinin kurumsallaştırılması', gücün dayanıklılığını sağlama alır. Burada, bu yönlendirme yeni, daha az şiddetli, ancak daha kurnaz bir şekil alır: Siyasal ekonominin yasaları sansür yasalarının yerine geçer. Müzik ve müzisyenler özünde geri kalan her şey gibi birer tüketim nesnesi haline, yıkıcı faaliyette bulunan bireylere veya anlamsız gürültüye dönüşür.

Bugün müziğin dağıtılma yöntemleri de bir 'gizli dinleme' ve toplumsal gözetim ağının kurulmasına katkıda bulunmaktadır. Muzak, standartlaştırılmış müzik satan bir Amerikan firması, kendisini "1970'lerin güvenlik sistemi" olarak tanıtıyor çünkü müzik dağıtım kanallarını düzenin dolaşımı için kullanıyor. Standartlaşmış, stereotipleştirilmiş müzik, gerçekte artık içinde hiç kimsenin konuşmaya hakkının olmadığı bir günlük hayata eşlik ediyor, onun bir öğesi oluyor. Sömürülenlerin arasında halen müziklerini acılarını, mutlak ile veya özgürlük ile ilgili düşlerini haykırmak için kullananlar hariç. Bugün müzik diye anılan şeyin tamamı çoğunlukla, gücün monoloğunun kılık değiştirmiş bir halidir. Öte yandan, ve tabii bu en büyük ironidir, müzisyenler için hedef kitleyle iletişim kurmak daha önce hiç bu kadar zor ve bu iletişim hiç bu kadar aldatıcı olmamıştı.

Müzik şu anda hemen hemen, müzisyenlerin kendilerini övmesi ve yeni bir endüstriyel sektörün büyümesi için bir bahane haline gelmiş gibi gözüküyor. Ancak halen, bilgi ve toplumsal ilişkilerin açıklanması için olmazsa olmaz bir etkinlik.

* ses: burada işlenmiş ses anlamında kullanılıyor.

1)"Sanatların kökeni hakkında bir araştırma yaptığımızda veya ilk tellalları incellediğimizde görürüz ki, her şey özü itibariyle kendini geçindirme aracı olarak ortaya çıkmıştır." Jean Jacque Rousseau, Eşitsizlik Üzerine Denemeler

2) Gottfried Wilhelm Leibniz, “Drole de pensee touchant une nouvelle sorte de representation”, ed. Yves Belaval, La Nouvelle Revue Francaise 70 (1958): 754-68. Michel Serres'te alıntılanmış, “Don Juan ou Les Palais du Merveilleus,” Les Etudes Philosophiques 3 (1966) :389.

3) Rabelais'nin Gargantua ve Pantagruel'e bir atıfta bulunma.

Çeviren: Serdar Cevher

Serdar Cevher Serdar Cevher hakkında:

Serdar Cevher; web programcısı ve serbest zamanlı gazeteci. 2007 yılından beri sade ve işlevsel olmasına özen gösterdiği web siteleri yapıyor ve 2009 yılından bu yana PCNet ve benzeri teknoloji odaklı dergilerde yazıyor. Web projeleri ve dergi yazarlığı haricinde kalan hayatına ayırdığı vaktin giderek azaldığından yakınsa da, halen hobileri arasında gitar ve flüt çalmak, şarkı söylemek, felsefe ve siyasetle ilgili okumak, futbol oynamak ve – İstanbul izin verdiğince – bisiklete binmek yer alıyor.