Mustafa Sarı Mustafa Sarı yazdı:

Gran Fondo Marmara(Istanbul Park): Bir Yarışın Hikayesi

22 Mayıs 2019 | Spor, Bisiklet


Bu sene ilk bisiklet yarışımı 4 Mayıs 2019 tarihinde İstanbul Park Gran Fondo’da koştum. Açıkçası bu gran fondo’ya katılmayı en başından beri istiyordum. Ama aynı hafta Kartepe’yi soğuk asfalt bölümünden çıkıp formumu görünce son ...

Bu sene ilk bisiklet yarışımı 4 Mayıs 2019 tarihinde İstanbul Park Gran Fondo’da koştum. Açıkçası bu gran fondo’ya katılmayı en başından beri istiyordum. Ama aynı hafta Kartepe’yi soğuk asfalt bölümünden çıkıp formumu görünce son dakikada yarışa katılmama kararı aldım. Bu durum ise hem yarışın galibi hem de koçum olan Agit Salman ile Perşembe günü yaptığımız küçük konuşmayla değişti. Son dakikada yarış lisansımı çıkardım ve Cumartesi gireceğim yarışa sadece yarıştan bir gün önce katılacağım kesinleşti.

İstanbul Park ile F1, MotoGP, DTM, WTCC, FIA GT, ELMS ve WSBK yarışlarına gittiğimden için mazim fazlaydı. Ama hiçbir zaman kendimi orada bir gün yarış koşacağımı düşünmemiştim. Pisti gittiğim yarışlardan ve F1 oyunları sayesinde çok iyi biliyordum. Ama bisiklet sürmenin pistin bazı bölümlerinde bu kadar eğlenceli olacağını düşünmemiştim. Bir şeyi de itiraf etmem gerekirse pistte benim gibi amatör bisikletçiler yerine gerçek yarış arabaları ve motosikletlerinin yer almasını tercih ederim. Pist çok çok güzel ama bunu yarışta da hissettiğim gibi pistin bazı bölümleri bisikletle hız olarak yavaş kaldığı için bazı virajları araba ile geçmek kadar eğlenceli değildi.

Bu kısma yarışımı anlatırken daha detaylı değineceğim. Pistte benim için bir başka çekince de pistin asfaltı yarış lastiklerini bitirme amacıyla yapıldığı için lastiklerimi bitireceğini düşünüyordum. Bu düşüncemi yumuşatan bizim gran fondo öncesinde pistte bir aktivite olmayacağını düşünmemdi. Bu durum ise piste koçum ile vardığımız Cumartesi günü değişti. Ben pist üstünde aktivite olmadığını düşündüğüm için  bizim yarışın yeşil pist yani düşük yol tutuş şartlarında koşulup lastiklere zarar gelmeden günü kurtarırım diye düşünmüştüm. Ama yarışı orta yol tutuş seviyesine yakın bir yol tutuşun olduğu pistte koştuk. Hatta ilk sektör ve son sektörde ideal çizgide yol tutuş artmaya başlamıştı.

Bu koşullarda 2019’daki ilk yarışıma çıktım. Yarış başlamadan yarım saat önce numaralarımızı alıp yarış brifingine katıldık. Yarış numaram ise İstanbul Park gibi bir yarışta hiç taşımak istemediğim ve istemeyeceğim 1 numara olmuştu. Galiba yarış numaram piste zamanında yarışlarını izlemeye geldiğim organizasyonlar anısına denk geldiğini düşünüyorum. Yarış brifinginde su istasyonları ve diğer önemli bilgileri dinledikten sonra koçum Agit ile pit alanında 10 dk. ısındık. Gran Fondo’nun başlamasına 5 dk. kala gride gittik. Katılım sayısı, katılım ücreti çok yüksek olduğu için neyse ki azdı. Ama bu bile benim yarış başlamadan önce F1 ve MotoGP’yi izlediğim yere bakıp’’vay be en sonunda buradayım’’ diye düşünmeden edemedim.

Yarış için koçum bana daha gücümü koruyup ona göre koşmamı söyledi. Bende özellikle normal şartlarda yarışın ilk 7 veya 8 turunu ona göre koşacaktım. Hele pistin ilk sektöründeki çıkışta da peletonun her tur tam gaz gidemeyeceğini düşünüyordum. Buna göre kendimi daha az zorlayacak şekilde bir plan kurdum. Yarışa da çok sevdiğim aero bisikletim Specialized S-Works Venge Vias ile gittim. Bisikletimin vites oranları ise 39-53 ve 11-28 rubleyle katıldım. Açıkçası daha yarış başlamadan yaptığım en büyük hata bisikletimi yanlış seçmemdi. Kadro olarak bisiklet piste uyuyordu ama İstanbul Park’ın yarış arabaları ve yol araçları için düzlük olan arka düzlük bisikletler için son S virajlara çıkan son tırmanış olarak duruyordu. Bisikletimin vites oranları formumun durumu ile birleşince piste ağır kaldı.

Tüm bunlarla birlikte saat 10.00’da yarışa başladık. İlk turlarda amacım kendimi çok zorlamadan peletona olabildiğince yakın kalmaktı. Tüm bu durum yarışın ikinci turunun başında güç korumak için büyük aynadan küçük aynaya geçmek isterken zincirin araya düşmesi sonucunda 2006 F1 yarışında ilk turda Kimi Raikkonen’in yarışdışı kaldığı yerde sağa çekip tamir etmek zorunda kaldım. Zinciri yeniden yerine takmam ise yaklaşık 10 dakikamı aldı ve o sırada 1 tur geriye düşmüştüm. Tam zincir yerine oturmadan önce yarış direktörü beni tam yarış dışı sayacakken zincir yerine oturdu ve yoluma devam ettim. O anlarda aklımdan geçen şey ise buraya son dakikada yarışmaya gelip daha ikinci turda yarış dışı kalmaya niyetim yoktu. Neyse ki şansta yanımdaydı.

İkinci turdan sonra en az 5-6 tur bacaklarımın yeniden ritmini bulmakla geçti. Bu sırada iki tur daha yedim En azından o sıralarda bazı kaybettiğim yerleri geri alıp pistin bisiklet için en güzel olan bölümleri ilk ve son sektörün tadını çıkarıyordum. Yarış esnasında açıkçası pistin ilk sektörü tırmanışla birlikte en zevkli yeriydi. Hayal etmenize yardımcı olayım. Start-Finiş düzlüğünden geçip düzlük sonundaki kerb’lerden fren yapmadan kendinizi ilk viraja atıp tırmanışın başındaki kerb’lere tam gaz giriyorsunuz. Yaklaşık 500m.lik tırmanışı büyük aynada tam gaz çıkıp pistin en eğlenceli kısmı olan Mickey Mouse bölümüne geliyorsunuz. Burada motosiklet ve pist taksisi’nin açtığı yarış çizgisini takip ederseniz. İdeal çizgi sizi tam F1 ve MotoGP’nin kullandığı şekilde 7.viraja gelen düzlüğe çıkarıyor. Eğer o bölümü biraz daha dar alırsanız bu seferde düzlüğe çıkan virajda biraz açıktan ve biraz daha az hızla çıkmış oluyorsunuz. Ben genelde pistin ideal çizgisini kullandım hem daha eğlenceliydi hem de doğru kullanınca bazı virajlarda gerçekten hız farkı yaratabiliyordunuz.

Yaşadığım aksilikten sonra yarışta tek amacım önümde kim varsa yakalayıp yükselebildiğim kadar yükselmek vardı. Aynı zamanda arada eğlenmeyi de ihmal etmek istemedim. Bacaklarım 8.turun başındaki beslenmem ve aldığım jel sayesinde yavaş yavaş kendine gelmeye başlamıştı. Bu sıralarda koçum Agit’in ona yarışı kazandıracak atağını gördüm. İlk düşündğümde çok erken olabilir mi diye düşünürken aradaki farkın tek turda 40.sn üstü olduğunu görünce Peleton için galibiyet şansının kalmadığını gördüm. Zaten Peletonda önce iki gruba bölünüp ilk 20 dışında tamamen parçalanmıştı.

Bu sırada Vargren bisiklet takımından takım arkadaşlarım Serhat abi, Nick ve Murat abi de koçum Agit ile bir kaç defa kaçmışlar ama sadece koçum Agit’in yaptığı son atak başarılı olmuş. Hem benim gördüğüm hem de takım arkadaşlarımdan öğrendiğim Peletonist’in yarışın büyük bölümünde peletonu kontrol ettiği ve sadece bir atakta öne adam yolladığını gördüm. Buna rağmen Peletonist, peletondan kalan takımları kontrol ederken Agit’in son atağına cevap verememiş.

Benim açımdan ise Vargren formasıyla ilk çıktığım yarışta takım arkadaşlarıma pek yardımım olamadı. Bu yüzden dolayı daha çok kendi yarışımı koştum ama koçum Agit Salman’a 10.turda son kez tur yerken 9.viraj sonrası arka bölümdeki tırmanışta 50m. de olsa yardım edebildim. Aramızda hız farkı olduğu için ona yardım etmeyi 8.viraj bitiminde diyemedim ama yakalayıp zaten kendi kendime dönüp duruyorum bari bir işe yarasın deyip küçük de olsa domestiklik görevimi yaptım. Aynısını kaçtıklarında denk gelsem Murat, Nick ve Serhat abi’ye de yapacaktım.

10.turdan itibaren ise aldığım jel etkisini göstermeye başlamıştı. Bu sırada ikinci gruptan tur yerken kendimi denemek maksatlı ilk tırmanışın sonunda turumu geri aldım ama sonra 7.virajda aynı turu yedim. 10.turdan itibaren hem ritmimi hem de gücümü biraz buldum. Bu sırada ilk defa hava sıcaklığından direkt olarak etkilenmediğimi tam tersi etrafımda bir sürü kişi zorlanırken kendimi çok rahat hissettim. Piste de tamamen alışınca önümdeki bir kaç kişiyi ilk tırmanışta ve son tırmanışta geçip start finiş düzlüğünde zamana karşıya yatarak olabildiğince zaman kazanmaya çalıştım.

Son iki turda ise yine önümdekileri yakalamakla ve olabildiğince hızlı gitmeye çalışmakla geçti. Son tura doğru ikinci gruptan düşen bazı kişilerden turumu geri alırken yakaladığım bazı kişileri yine geçtim. Son turda ise 15 sn. Önümde bir topluluk gördüm ve ne olursa olsun tur bitmeden onları yakalamak istedim. Son tırmanışta bahsettiğim grubun önündekileri de yakaladım. Zaten son tur olduğu için onları geçmeyerek S virajlarda bekledim. Start-Finiş’e gelirken de kendimi atacağımız sprint için iyi bir yere konumladım. Tahmin ediyorum son 150m. kala öndeki yarışmacı hızlanınca arkasından sprinti açtım ve kaçıncı sırada veya nerede olduğunu bilmediğim yarışmacıyı geçip 4 tur geriden 57.  olarak finiş çizgisini geçtim.

Bu yarış Vargren forması ile ilk yarışımı koştuğum için ve İstanbul Park’ta ilk defa yarıştığım içinde çok özeldi. Yarışı Agit’in kazanması için bu durumu bir kat daha özel kıldı. Beni son dakika Stelvio’ya hazırlamak için yarışa sokan koçum kendi de antreman olsun diye katıldığı yarışı kazanmıştı. Benim üstünde çok emeği olduğu için yarış baştan sona çok anlamlı ve çok eğlenceli olmuştu. Ayrıca geçen yıl Stelvio’da olduğu gibi pes etmemenin ne kadar önemli olduğunu yine gördüm. Bu tür yarışlar işler yolunda gitmediğinde bile mental açıdan sizi güçlü kılıp iyi gününüzde ve iyi yarışınızda etrafınızdaki her şeyle daha iyi baş etmenizi sağlıyor. Açıkçası bende herhangi bir sorunu yaşayacaksam antreman yarışımda yaşamayı tercih ederim. Bir akslik olmazsa bu sene sorunsuz şekilde ve daha taze bir halde Stelvio’da geçen sene geçtiğim parkuru geçip bu seneki hedeflerimden ilkini gerçekleştireceğim. Diğerleri için ise şimdiden her şeyi B planıma göre yapmayı düşünüyorum.

Mustafa Sarı Mustafa Sarı hakkında:

Uzun ince bir yolda içinde motor,top veya tekerlek içeren sporlarla ilgili. Politik, teknolojik işleri seven biri. Unutmadan çizgi romanlara paralel evrenden bağlı bir yazar. ''İnsanlar onları değiştirecek ve sarsacak dramatik bir sembole ihtiyaç duyar. Bu sembol hem korkutucu olmalı hem de birleştirici olmalı''