Avi Mizrahi Avi Mizrahi yazdı:

“Gökkuşağı” Gibi Bir Gökkuşağı İçin...

21 Eylül 2007 | Din, Azınlıklar


Anadolu’yu değerli kılan, farklı toplulukların bir arada sürdürdükleri yaşamları. O halde hakkını verelim buraların. İstesek geri getiririz yağmuru ve kimsenin erişemeyeceği bir köşeye tekrar kondururuz güneşi. İşte o zaman yine ortaya çıkar tüm renkler; çünkü gökkuşağı dediğin o eşsiz renkleri ile güzel.

Ne zaman elime yıllar önce çekilmiş bir fotoğraf geçse, ne zaman yürüsem buram buram tarih kokan, çökmek üzere olan evlerle, dükkanlarla dolu bir sokakta, kendimi eski zamanlara gitmekten alıkoyamıyorum. Şöyle bir, on dakikalığına bir duvara bakakalıyor, incelediğim fotoğrafın içinde buluyorum kendimi. Sonra, soruyorum kendime: “Şu yürüdüğüm yolda acaba hangi ozan, aşkının peşinden koşmuştu elindeki bir gülle, hangi devlet adamı selamlamıştı buradaki halkı büyük bir şevkle?” diye. Geçenlerde gözüme çarpan bir fotoğraf yine aldı götürdü beni bu zaman tüneline… 

Çok değil, günümüzden yaklaşık 40-50 seneye kadar İstanbul’da Balat ve Hasköy civarında ciddi miktarda bir Yahudi nüfusun yaşadığı biliniyordu. 500 yıldır bu topraklarda yaşayan Sefarad Yahudileri, Müslümanlar ile yıllar içinde kaynaşmış ve birbirlerinin kültürlerinden etkilenmişlerdi. Fotoğrafta ise Balat’taki Yahudi evlerinden bir tanesinin cumbasında bulunan 6 köşeli David’in yıldızının üzerindeki, Arap harfleri ile yazılmış olan Maşallah yazısı gösteriliyordu. Bu da iki farklı topluluğun yıllar içindeki etkileşiminin, yarattıkları uzlaşma ortamının bir kanıtıydı. 500 yıl önce kendileriyle beraber müziklerini, kıyafetlerini, inançlarını ve daha nicesini İspanya’dan buraya taşıyan Sefarad Yahudileri, bu topraklardaki farklı kültürlerin oluşturduğu o eşsiz gökkuşağının sadece bir rengi oldular. Bu gökkuşağının diğerlerinden bir farkı vardı, sadece yedi renkten oluşmuyordu. Türk’ü, Rum’u, Ermeni’si, Kürt’ü ve daha nicesi kendinen hep bir şeyler katmıştı Anadolu’ya ve eşsiz kılmıştı bu diyarı. 

Bazen diyorum, “Acaba o eski zamanlarda yaşasaydım nasıl olurdu?” diye. İnsanların birbirlerine insanca davrandığı, ne “farklı” ibadethanelere saldırıların düzenlendiği ne de içindeki “farklı” insanların katledildiği zamanlarda… Ellerini Tanrı’ya açmış dua eden bir din adamının, başka bir inanan tarafından kurşunlanmadığı yıllarda… Hiç değilse insanın, toprağın altında iken rahat bırakıldığı zamanlarda... Bireylerin birbirlerini Rum’muş ya da Ermeni’ymiş diye görmedikleri, önemli olanın insan olduğu dönemlerde… 

Ama günümüzde, çok şiddetli yağmurlardan sonra yükselen, o kuvvetli güneşle bile gökkuşağının sadece bir iki rengi gösterebiliyor kendini. Neden? Kimi rahatsız ediyor ki barışın ve huzurun sembolü olan bu gökkuşağı?

Anadolu’yu değerli kılan, farklı toplulukların bir arada sürdürdükleri yaşamları. O halde hakkını verelim buraların. İstesek geri getiririz yağmuru ve kimsenin erişemeyeceği bir köşeye tekrar kondururuz güneşi. İşte o zaman yine ortaya çıkar tüm renkler; çünkü gökkuşağı dediğin o eşsiz renkleri ile güzel.

Bırakın gökkuşağı, gökkuşağı gibi kalsın. 

Not: Aşağıdaki fotoğraf, İstanbul-Karaköy'de bulunan 500.Yıl Vakfı Türk Musevileri Müzesi'nde çekilmiştir.

Avi Mizrahi Avi Mizrahi hakkında:

Yazar hakkında ilave bilgi bulunmamaktadır.