Ömer Abidinoğlu Ömer Abidinoğlu yazdı:

Gaygusuz Yavşak Olma!

14 Ağustos 2013 | Güncel, Türkiye


Hayata iktidar perspektifinden veya iktidarın kurguladığı sahte perspektiften bakanlar, bir dev silkelenmeyle kendine gelerek, hızla, lokal ve kısa süreli olsa da, komün bir yaşam kurgulayarak, bu topraklara “başka türlü bir yaşamın” mümkün olduğunu hatırlatan güzel insanları kodlamakta zorluk çekiyorlar. Sancılanıyor, saçmalıyor, sıçıp sıvıyorlar.

Şehre dokunduk.

Her gün içinden yürüyüp, içinde yittiğimiz şehre dokunduk.

Kendi şehrimize, sokağımıza yabancılaştırmıştı bizi sistemin dayattığı rutin ve bir bakıma da elektrik veya su faturaları.

Meğer bir gözümüz açık uyuyormuşuz da bir kıvılcım gerekli imiş.

Toplumlarda devasa halk hareketlerinin çıkış noktaları basit bir olaydan hızla yayılma şeklinde gerçekleşiyor çoğunlukla. Bu bir mahalle kahvesinde çıkan kavgalar ile aynı parametrelerden beslenen bir durum.

Yani yönetici ve sömürücü sınıfımızın önde gelenlerinin sayıkladığı gibi, “yıllar önce yapılan tiyatroda tertiplendi”, “faiz lobisi”, “dış mihraklar”, “Şubat ayında her şeyin tertiplendiğinin kanıtları var” gibi bok kokan atıp tutmalara hacet yok.

Bizim bir gözümüz açıkmış uyurken hepsi bu.

Sosyal medyayı da sınıftan hoşlandığımız bir kızın herkese açık paylaşımlarını sıklıkla kontrol etmekten çok daha efektif kullanabiliyormuşuz.

Bunu anlayamayacaklar ve bu bizim sırrımız olacak.

Hayata iktidar perspektifinden veya iktidarın kurguladığı sahte perspektiften bakanlar, bir dev silkelenmeyle kendine gelerek, hızla, lokal ve kısa süreli olsa da, komün bir yaşam kurgulayarak, bu topraklara “başka türlü bir yaşamın” mümkün olduğunu hatırlatan güzel insanları kodlamakta zorluk çekiyorlar. Sancılanıyor, saçmalıyor, sıçıp sıvıyorlar.

Bir yerde okumuştum sanırım ekşi’de, adamın tekinin babası, o parktaki çadır, ücretsiz yemek, kitap saati, mini konserler, revir gibi uygulama ve icatların salt insanların doğaçlama fikirlerinden ve bu bağlamda aksiyon almalarından çıktığına asla inanmıyor. “Olur mu lan öyle şey, kim veriyor bunların parasını, kim taşıyor, kim organize ediyor bu çocuklar mı?” diyormuş.

Bu onun suçu değil. Dayanışma, paylaşma ve empatiye dayalı bir dünyanın var olabileceği fikrini, her gün beynini siken medya ve iletişim kanalları ondan çoktan söküp almış zira. Beyninin bir namusu kalmamış. Kafeslenmiş ruhlarının cılız sesleri çok derinlerden, ender olarak kendini duyursa da, “medya lobisi” tarafından kuşatılmış bu zavallı bünyeler, bir gerçeği kurgularken ve hayatı okurken sonsuz karanlıktaki çukurlarda buluyorlar kendilerini genellikle. Ne yazık.

Sokakta çatışma arası sohbetlerde hep astım kendimi ve urganı bir yanımdakine uzattım. “Bizim suçumuz”. Evet bizim suçumuzdu. Geç kalmıştık. Çok beklemiştik. Direncimizi geç bulmuş, içimizde varlığını ve inandığını korumaya yönelik yanlarımıza geç kavuşmuştuk.

Bir parkın tehdit edilmesini beklemeye gerek yoktu. Bir farkın olduğunu, neo-liberal İslamcılık ile onurlu bir yaşam arasında bir farkın olduğunu anlatmayı hiç kesmesek, sesimizi duyurmak için kapanmış dükkan kepenklerini yumruklamayı hiç kesmesek de olurdu.

Bundan sonra susan değil dilsiz şeytan, tüm bu yaşananlardan sonra dahi öfkelenmeyi beceremeyen gaygusuz yavşaklardan olsun.

Aman Allah korusun…

Ömer Abidinoğlu Ömer Abidinoğlu hakkında:

Biraz şair, biraz yazar. Yazı ve şiirleri bir çok kez "Gerçek Hayat" sayfalarında yer bulurken bir kere de "Sözcükler" dergisinde yayınlandı. Gazete okursa genelde Birgün alıyor, Thom Yorke dinliyor ve kedileri; en başta da Kaplan mahlukatını pek seviyor. Ailesi, yazarı, koca adam olana kadar "Senden bir bok olmaz" minvalinde 'gömçürtmüştür'. Yazar, yıllar sonra, "bir bok olabilmenin" gerçek manasını ve bedelini keşfetmiş, "bir bok olamamanın" haklı gururuyla hayatında devam etmiştir.