Serdar Cevher Serdar Cevher yazdı:

Facebook ve Twitter "Fast Food" Gibi

02 Mart 2011 | Teknopolitika, İnternet Kültürü


Sosyal medya bir nehir gibi hızla akıyor ve bir hafta önce konuşulan, bir hafta sonrasına kalmıyor. Peki başka bir sosyal medya mümkün mü?

Dünya çapında düzenlenen bir etkinlik olan Sosyal Medya Haftası’nın İstanbul ayağı geçtiğimiz ay İstanbul Bilgi Üniversitesi ve Galatasaray Üniversitesi’nin ev sahipliğinde gerçekleştirildi. Ben de bu etkinlik bünyesinde yer alan “Sosyal medyada muhalefet mümkün mü?” başlıklı bir panelde bir interaktif sözlük yöneticisi sıfatıyla konuşma fırsatı buldum. Bu bahaneyle, panel esnasında Facebook ve Twitter gibi popüler sosyal medya ortamlarıyla daha eski ve daha “bizden” olan interaktif sözlük sitelerini de karşılaştırma imkanım oldu.

Bu konuyla ilgili bir araştırma yaparken, Sosyal Medya Haftası etkinliğinin Twitter hesabında bir kullanıcının yazdığı şu iletiye rastladım:  “Artık bir dakikadan uzun videolar, ya da 140 karakterden uzun yazılar uzun geliyor.” Bir başka kullanıcı ise durumu şu şekilde özetliyordu: “Sosyal medyadaki hızlı akışa rağmen akışın ötesinde düşünebilmek ve derinleşebilmek gerekiyor.”

 

Bu yazılanlar aslında Facebook ve Twitter gibi platformların, sanal ortamda tüketim kültürünü ne kadar yücelttiğini ortaya koyuyor. Yani birçok konuda olduğu gibi sanal paylaşım konusunda da fastfood bir anlayışı benimsiyoruz; 140 karaktere sıkıştırılmış düşünceler hızla akıp gidiyor ve bir gün okuyup yazdığımız ertesi güne çoğunlukla ulaşmıyor. Derinlemesine düşünmek, uzun çözümlemeler yapmak ve birçok kullanıcının katıldığı, aylara, senelere yayılan tartışmaları incelemek pek de mümkün olmuyor. Örneğin Facebook’ta yazdığınız bir kişisel ileti ve bu iletinin altına yazılan tüm yorumlar, birkaç hafta içinde erişilemez oluyor.

Bu noktada teknik tercihlerin aslında belirli bir ideolojiden kaynaklandığını söylemek yanlış olmaz. Yani teknik olarak seneler önce yazılmış iletilere erişimi mümkün kılmak çok da zor olmayabilir, ancak hakim ideoloji artık bu iletilerin “eskimiş, güncellikten uzak” olduğu inancına sahip olunca, sürekli daha yeniyi, daha günceli yakalayabilmek adına bu eskimiş yazıları süpürmek mecburiyet haline geliyor.

İNTERAKTİF SÖZLÜKLER VE KALICILIK

Altı çizilmesi gereken önemli bir konu, kısa ve yüzeysel içeriği teşvik eden ve sonsuz bir hızla akan sosyal medya dünyasında interaktif sözlüklerin kalıcılık ve derinlik konusunda farklı bir noktada duruyor oluşu. Şu anda sosyal medya dediğimiz zaman aklımıza kurulmalarının üzerinden daha az zaman geçmiş olan Facebook ve Twitter gibi ortamlar geliyor, oysa interaktif sözlüklerin en eskisi olan Ekşi Sözlük geçtiğimiz ay 12. yaş gününü kutladı; üstelik site tam 12 yıl önce yazılmış içeriğine halen kolaylıklar erişilebilmesini sağlıyor.

Bu bağlamda interaktif sözlüklerin gündelik siyaset ve diğer konularda yarattığı muhalif ortamın yanında, gelenekselleşen Facebook ve Twitter tipindeki sosyal medyaya karşı yapısal anlamda da muhalefet ettiğini söyleyebiliriz. Sözlükler içerik açısından çok daha kalıcı. Bir kere okunası bir içeriği yazan kişi sözlükten uzaklaştırılmadığı sürece – ki fazla görülmeyen bir durum – yazdıkları belirli başlıklarda var olmayı sürdürüyor ve en önemlisi, ulaşılabilirliğini yitirmiyor. Örneğin 6 yıl önce yaşanmış bir vaka hakkında ne düşünüldüğünü görmek için başlığa giriyorsunuz ve yazılanlar karşınızda oluyor. Yani hem istediğiniz içeriğe ulaşmak için uzun uzun arama yapmanıza gerek kalmıyor, hem de içeriğin oluşturulmasının üzerinden ne kadar süre geçmiş olursa olsun halen orada olduğundan neredeyse emin oluyorsunuz.

Kalıcılık, aynı zamanda size kendi düşüncelerinizi karşılaştırabilme imkanı tanıyor: Örneğin Ekşi Sözlük, bir yazarı olarak bana bir kişisel ayna sunuyor: “Bu konu hakkında 8 yıl önce ne düşünüyordum? Diğer insanların geliştirdiği argümanlara karşı nasıl yanıtlar vermişim? Düşüncem ne şekilde evrilmiş?” Kendi yazdıklarımı arattığımda bu soruların yanıtlarını alabiliyorum.

DAHA KÜÇÜK SANAL MAHALLELER

Öte yandan, Ekşi Sözlük gibi çok yoğun katılımlı sözlüklerde başlık akışının artık takip edilemez düzeyde bir hıza erişmesi kamusal alanın oluşmasına yeni bir engel teşkil ediyor diyebiliriz.  Geçtiğimiz yıl, Ekşi Sözlük için şöyle yazmışım mesela: “Artık herkesin hep bir ağızdan bağırarak konuştuğu ve kimsenin kimseyi dinlemediği koskocaman ve çok kalabalık bir salona benzettiğim yapı.” Yani böyle bir sorun da söz konusu ve bu durum karşısında daha küçük interaktif sözlükler sanki dinlemeyi, durmayı, düşünmeyi, ve ondan sonra söylemeyi yücelten birer örnek gibi geliyor bana. Küçük sözlüklerin birer “mikro” kamusal alan yaratma konusunda bu açıdan başarılı olduğunu düşünüyorum. En azından konu ne olursa olsun yazdıklarınızı okuyan ve değerlendiren birilerini kolayca görebiliyorsunuz ve bu kişilerin Facebook ve Twitter’daki gibi mutlaka sizin tanıdığınız, arkadaşınız veya sizi takip eden birileri olmasına da gerek yok.

Sonuçta küçük interaktif sözlüklerin yine kendileri gibi küçük birer sanal mahalle yarattığını düşünüyorum. Bu mahallelerde birbirlerini tanımayan insanlar da birbirlerinin düşüncesinden haberdar oluyor, isterlerse bir konu hakkında haftalar, aylar ve hatta yıllar sürecek tartışmalara katılıyorlar. Elbette bu küçük mahallelerin yarattığı sanal “mahalle baskısı” ve bu baskı sonucunda kendi düşüncesini rahatça ifade edemeyen bazı kesimler oluyor, ama genel olarak insanlar bu yeni kamusal alanda tartışmayı, sorgulamayı, yeniden düşünmeyi ve yeni noktalara varmayı yeni baştan öğreniyorlar.

METNE ODAKLANMAK

İnteraktif sözlülerde Facebook ve Twitter’a göre önemli farklar da, görsel öğelerin pek kullanılması ve yazı karakteri sınırıyla sınırlanmayan uzunca yazıların yer alması. Böylelikle bence asıl içerik, yani metinler daha çok öne çıkıyor ve daha derinlemesine çözümlemeler mümkün oluyor.

 

Artık kim olduğumuzu “Beğen” düğmesini kullanarak anlatıyoruz

 

Tabii çağımız video çağı olduğu için bu içeriğin tüketilmesi zor, doğal olarak da daha az insan okumayı ve yazmayı, daha çok insan izlemeyi ve “Beğen” düğmesine tıklamayı tercih ediyor. Hatta öyle bir noktadayız ki, artık birçok insan herhangi bir konu hakkında fikirlerini ifade etmek için bir metin yazmak yerine arkadaşlarının paylaşımlarını beğenerek kendisini ifade ediyor. Örneğin yeni tanıştığınız bir insan hakkında bilgi almak için onun yazdıklarını okumak yerine, profiline bakıyor ve beğendiği videoları izliyorsunuz. Bu durum da insanların kendilerini üretim yerine tüketim alışkanlıkları üzerinden tanımladıklarını gösteren üzücü tablolardan biri.

Yine de ben, insanların kendilerini yeniden düşünceleri ve düşüncelerini kaleme alış biçimleriyle tanımlayacağı bir dönemin geleceğine inanıyorum. Düşüncenin geliştirilmesi ve entelektüel birikimin yayılarak artabilmesi adına yazılı kültürün yeniden hak ettiği yere kavuşması gerekiyor; ve eğer bu gelişme sosyal medya yoluyla sağlanacaksa interaktif sözlükler bu noktada çok önemli bir paya sahip olacaktır: Sosyal medyayı daha derin ve daha kalıcılı kılabildikleri için.

Serdar Cevher Serdar Cevher hakkında:

Serdar Cevher; web programcısı ve serbest zamanlı gazeteci. 2007 yılından beri sade ve işlevsel olmasına özen gösterdiği web siteleri yapıyor ve 2009 yılından bu yana PCNet ve benzeri teknoloji odaklı dergilerde yazıyor. Web projeleri ve dergi yazarlığı haricinde kalan hayatına ayırdığı vaktin giderek azaldığından yakınsa da, halen hobileri arasında gitar ve flüt çalmak, şarkı söylemek, felsefe ve siyasetle ilgili okumak, futbol oynamak ve – İstanbul izin verdiğince – bisiklete binmek yer alıyor.