Mustafa Sarı Mustafa Sarı yazdı:

F1 Efsane ama Az hatırlanan Pilotlar:90'lar

02 Mart 2018 | Spor, Diğer


F1'de eski yılları izleyince esasında duyduğumdan çok daha fazla iyi pilot olduğunu gördüm. Şu an ki araçlardan daha yavaş araçlar kullansalarda hidrolik direksiyn olmayan ve genelde düz vites araçlarla fark yaratmaya çalışan pilotların dönemiydi. O yarışları izleyince o zamanın dominasyonu yanında bu zamanlar maalesef çok sıkıcı

Bu yazıyı uzun zamandır yazmak istiyordum. 1988 sezonundan başlayarak 2006’ya kadar yeniden tüm F1 sezonlarını izliyorum. Bu sezonları izlerken şimdi çok büyük pilotlar olarak bildiğimiz Ayrton Senna ve Alain Prost’un dışında bir çok iyi pilot var. O zamanlar sadece 6 pilot puan alırken şimdi 10 pilot puan alıyor.

O zaman küçük takımların daha fazla puan alma şansı varken şimdi bu neredeyse imkansız bir durum haline geldi. Yine 2009-2014 arasında yine küçük bir şans vardı ama şimdi o da kalmadı. Garip gelecek ama geçtiğimiz yıl Renault’dan kovulan Jolyon Palmer’ın babası Jonathan Palmer kötü takımlarla spektaküler değildi ama en azından küçük takımlarla puan alabilecek yerde olurdu. Oğlu fabrika Renault’su ile pek bir şey yapamaması Palmer ailesinde babanın oğuldan daha iyi işler yaptığını gösteriyor.

Mesela John Watson, Niki Lauda F1’e Mclaren ile döndüğünde takım arkadaşı olmuştu. Brabham zamanında Niki’nin iki numarası olan Watson son Mclaren döneminde Niki’yi iki sezon puan olarak geçmişti. Ve 1982’de Detroitte sondan yani 22.sıradan başlayıp yarışı kazanmıştı. John Watson, 3 kez dünya şampiyonu Nelson Piquet ve 1984 senesinde yarım puanla geçilen Alain Prsot’un zorlandığı Lauda’yı iki sezonda hem hız hem de puan olarak geçmişti. Ama bazı yerlerde John Watson’a sıradan pilot denilmesine inanamıyorum. Niki Lauda’yı mağlup etmek sıradanlıksa Alain Prostta’mı öyle.

Konu açılmışken bence dünyadaki değeri az anlaşılan pilotlardan olan Alain Prostte var. Prost, aynı takımda Lauda, Senna, Mansell ve Rosberg’i mağlup etmiş. Böyle bir takım arkadaşları serisine ne Senna ne de Schumi sahip olmadı. Prost, daha korumacı davranırdı aracına karşı ama bence onun en büyük kusuru, sıralama turlarından çok trafikte yeterince risk almamasıydı. Ama izlediğim 91 sezonunda görüyorum ki Prost Ferrari’deki son yılında bu konuda risk almaya başlamış. Ama hala o konuda hala bir Senna, Schumi veya Mansell kadar iyi değil. Bunun dışında yarış hızı ve yarışı doğru okuma konusunda diğer rakiplerinden daha iyi bir pilottan bahsediyorum. 1990 Meksika yarışı ve 1989 Almanya GP’si ki o yarışın sonunda mekanik arızya rağmen üçüncü olmuştu.   

Buna benzer durum El Lione olarak anılan Nigel Mansell içinde geçerli. Nigel, 1990’da araç ve kendi hataları ile Prost’un iki numarası olmuştu. Ama 1986-1991 gibi yılları incelerseniz. Mansell hiçbir zaman en komple pilot olmamıştır ama takım arkadaşları arasında en fazla mekanik arızalar ile uğraşan o olmuş. 1991 sezonunda ki mekanik arızalar olmasa çok rahat iki ya da üç dünya şampiyonu olabilirmiş.  Bu sorunları yaşaması ile ünlü bir diğer pilotta Jean Alesi, 1990’da Tyrell ile harikalar yaratırken 1991’de Ferrari’de Prost’la aynı oranda mekanik arızayla uğraşsa da maalesef kazalara çok yatkın olması yüzünden tüm potansiyelini hiç kullanamamış. Ama bu döneminin en etkileyici pilotlarından biri olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

Alesi’nin şanssızlığı Mansell, Prost sahneden çekilip Senna’yı kaybettikten sonra Schumi’nin döneminde yine kötü araçlarda kalması ona şampiyonluk şansı hiç vermedi. Gerhard Berger de 87’de Benetton’da etkileyici işler yapmıştı. 1988 ise bence F1 deki en iyi senesi idi.  Motor arızası olmasaydı. 1 yıllık araçla dominant Mclaren’lara karşı rahat 2 veya 3 yarış kazanabilirdi.  Berger’in en büyük sorunu kendinden daha hızlı pilotlar ile eşleşince sudan çıkmış balığa dönmesi. 1989-90-91 bunu kanıtlar nitelikte. Bu duruma benzer durum şu andaki gridde Kimi Raikkonen için geçerli.

Bir diğer kim olduğu umursanmayan şampiyon olan üç kez dünya şampiyonu Nelson Piquet ise aynı takımda yavaş olmasına rağmen Mansell’i yenebilmiş ve kötü sayılacak Lotus ve Benetton’lar ile ilerleyen yaşına rağmen yarışlar kazanmış. Belki rakipleri kadar hızlı br pilot değil Piquet ama iyi bir araçla puan alıp yarış kazanmak konusunda beklenmeyen yerden sizi geçebilecek bir pilot. Özellikle 1990 ve 1991’de Schumi takım arkadaşı olana kadar sergilediği performans etkileyiciydi. Nelson Piquet’nin şanssızlığı 1990 Belçika GP sonrası daha ilk gerçek yarışında Schumi’ye her yönden geçilip iki yarışta da sıralamada da geçilmesiydi. Geçildiği kişi 22 yaşında daha ikinci yarışını koşan Schumiydi. Schumi’den önceki takım arkadaşını rahatça mağlup eden Piquet bence yaşına rağmen iyi iş yapmış ama Schumi bu kadar hızlıyken Benetton’da kalmaması kendi açısından doğru olmuş. Yoksa üç defa dünya şampiyonu bir iki numara olmasını bende görmek istemezdim.

Bir de bence iki numaralar tarihiinin Stirling Moss ve Rubens Barrichello dışında en iyisi sayılabilecek Ricardo Pattrese’de önemli görülmeyen ama Senna, Prost, Mansell ve Piquet’nin yarıştığı bir dönemde 1991 de gösterdiği gibi Mansel’i sıralama turlarında zorlayacak kadar ama yarış hızı konusunda diğer pilotlar kadar iyi olmayan bir pilot. Ama takımı için her şeyi yapabilecek ama bir yönden de çok centilmen bir pilot. 1991 İtalya GP’sinde Senna’ya hata yaptırmak için yaptığı taktik ve bunun işe yaraması gibi durumlar. İki numara bile olsa Senna gibi bir pilota lastik bitirtecek kadar baskı yapmak herkesin harcı değildir. Pattrese bana Barrichello ve Webber arası bir pilot gibi geliyor. Hızlı ama hataya yatkın. Bu arada laf Rubens Barrichello’dan açılmışken eski yılları izlerken durumunu daha iyi anlar hale geldim. Senna ile saf hız konusunda aynı seviyede bir pilot ile Ferrari’de takım arkadaşı olmak onu çok etkilemiş olmalı. En azından bu konuda Berger’den daha iyi tepki vermişti. Unutamadığım 2000 Almanya ve 2003 İngiltere Rubinho’nun en sevdiğim galibiyetleridir.

Bu yazımda F1’de bilinen ama nedense çok önemli bulunmayan pilotların bir kaçı hakkında yazmak istedim. Daha zor araçlarla ve daha zor bir puanlama sisteminde şu andaki sisteme ve araçlara göre yarışan pilotlardı.  2017 ve 2018’de araçlar daha fiziksel olsa da hidrolik direksiyon sürücler için hala baya büyük kolaylık sağlıyor. Ayrıca bunu simulatörlerde eski ve yeni F1 araçlarını kullanan herkes fark edebilir ki. Şu andaki lastik savaşı olmadan olan Pirelli’ler ve daha ağır şasileri ile şu andaki araçlar F1’den çok LMP1’e daha yakın hale geldi. Senna’nın 85 Lotus 98T’sini veya Schumi’nin F2004’ünü denediğinizde yol tutuş ne kadar iyi olursa olsun. Araçlar sizin sınırlarınızı zorlayıp hatanızı affetmiyor. Bu yüzden o zaman ki pilotların hepsi saygıyı hakediyor.

 

Mustafa Sarı Mustafa Sarı hakkında:

Uzun ince bir yolda içinde motor,top veya tekerlek içeren sporlarla ilgili. Politik, teknolojik işleri seven biri. Unutmadan çizgi romanlara paralel evrenden bağlı bir yazar. ''İnsanlar onları değiştirecek ve sarsacak dramatik bir sembole ihtiyaç duyar. Bu sembol hem korkutucu olmalı hem de birleştirici olmalı''





YAZARIN DİĞER YAZILARI