Mustafa Sarı Mustafa Sarı yazdı:

Düşünce, İrade, Karmaşa: Türkiye Niye Geriye Gitmeyi Seviyor

26 Aralık 2016 | Güncel, Türkiye


Ülkemizin durumu kendimi bildim bileli kötü, ama nedense ne politikacılar ne de toplum ileriye adım atmak yerine geriye gidiyor. Bunu anlamıyorum belki de toplumumuz kötü şeyleri o kadar çok seviyor ki. İyi olan her şeyden uzak duruyor.

Ülkemizin her yerinde bir kaos bir karmaşa var. Bu yazıyı yazmama sebep olan sohbet ise daha spor ile ilgili bir gündü. O gün muhtemelen en son konuşulması gereken şeylerden biri ülkenin olduğu haldi. O günden hatırladığım o berbat tecavüz yasa tasarısının gündemde olduğu dönemdi. İnsan bu tür şeyleri konuşmak istemese de içinde tutmakta istemiyor. Bu durumda o gün kapıdan çıkarken niye herkes sessiz niye kimse bir şey yapmıyor dediğimde arkadaşım belki de ikinci Atatürk’ü bekliyoruz dedi. Bende dönüp gerçekten birini beklemeye ihtiyacımız var mı diyerek devam ettim. Sonrada arkadaşlarımla vedalaşıp eve doğru yola koyuldum.

O günden sonra bu konuşmayı biraz düşündüm ve gerçekten toplumun en basit zamlarda bile bu kadar sessiz kalmasına anlam veremedim. Hele başka bir lider beklemesine hiç anlam veremiyorum. Bunu sade şekilde anlatmak gerekirse Atatürk’ün zamanında yaşanan olaylar ve şu anda çok farklı olayları yaşıyoruz. Bunun da ötesinde o zamanlar ki iletişim ile şu andaki iletişim şekilleri çok farklı yapılıyor. Toplumun okuma yazma vs. ve teknoloji ile belli oranda değiştiğini de düşünürsek, o zaman bir devlet kurma ihtiyacı ve herhangi bir zor durumda toplumun arkasına sığınacağı bir sembol ihtiyacı vardı. Şimdi ise artık seçimler ile meclisin belirlendiği ama çok homojen olmayan bir yapı var.

Yılları 2013’ün eylül, ekim aylarına geri saralım. O zaman toplumsal muhalefetin ruhu tüm ülkede dolaşırken belediye seçimleri yaklaşıyordu. O zaman herkesin sorduğu soru ise şuydu. Bizi temsil etmesi için mecliste yeni bir arayışa mı girelim yoksa elimizdekilerle yetinelim mi diye düşünülüyordu. Ellimizdekiler o zaman için hem seçmen sayısı hem bir anda tüm ülkeye sesini daha rahat duyurur umuduyla güvenli seçenek olarak duruyordu. 2013 yılının güvenli seçeneği partilerle girilen tüm seçimler hüsranla sonuçlandı. Daha da kötüsü bu partilerinde kendi içinde tamamen kaybolması ile iktidar ve toplum arasındaki uçurum daha da büyüdü. O zaman alınmayan risk şimdi bizlere o zamandan misli misli kötü olaylar ile dönüyor. Geçmiş yazılarımı okuyan herkes bilecektir. O zamanda dedim hala diyorum o zaman risk alınmalıydı demiştim ve şimdi toplumun muhalif kısmı yeni yeni elindekileri değişmeyi düşünmeye başladı.

Toplumun meclisin başına şu andaki iktidar gibi geçip kafasına göre hareket edecek düşüncelere ihtiyacı yok. Toplumun lider kelimesi tarafından korunan ve dokunulmaz olan parti başkanlarına ihtiyacı yok. Tam tersi toplumun meclise ulaşabilmesi lazım. Şu andaki yapıda toplum oy verip kendi seçtiği meclisin tamamen dışında kalmış durumda. Bu türk, kürt, alevi vs. kim ya da ne olursanız olsun değişmiyor. Oy vererek yetki verdiğiniz insanlar takım elbiselerini ve içinde oldukları kurumun gücüne dayanarak kendilerini tanrı yerine koyuyorlar. İktidar partisinin seçmen kitlesi eski günler yok, artık bizim seçtiklerimiz meclisi bize açtı diye düşündüklerinden gerçekte durumun o eski korktukları dönemdeki ile aynı olduğunun farkına bile varamıyorlar.

Bunun daha da kötü versiyonu işe yaramaz muhalefet partilerine hala iktidar aynı kişilerde diye yol açan insanlardan oluşuyor. Toplum’un şunu anlaması lazım. İstifa etmek, tüm dünya üstünde yapılan ve başarısız politikalar gündünce herhangi bir siyasinin yaşadığı bir durumdur. Son yapılan saçma benzin zamları, ölen insanlar, kötü şehirleşme vs. bu durumda başarısız kimsenin görevinde olmaması gerekiyor. Ama toplumumuz kendi eliyle anahtarını verip tanrılaştırdığı ve dokunulmaz diye tabulaştırdığı insanları el üstünde tutuyor.

Kısa bir matematik hesabı yapalım. 70 küsür milyon kişi mi daha güçlü yoksa 600 kişi mi daha güçlü, bu ülkenin gelecek herhangi bir lidere ihtiyacı yok. Tam tersi kendisine karşı yapılan her türlü zülme karşı sesini çıkaracak insanlara ihtiyacı var. Benzin zammından , vergiler veya politikaya kadar sesini sosyal medya dışında aktaracak insanlar gerekiyor. Bu insanlar toplumda mevcut ama korku o kadar büyük bir silah olmuş ki. İnsanlar kendi hakkı olan şeyleri istemeye korkuyor. Bu dünyada devlet yönettiği için efsane lider olarak anılan insanlar var. Fikirler ve hareketler yaşatılır ama bu fikri uygulayıp yaşatacak insanlar olmadığı sürece hiçbir işe yaramaz. Tek bir kişi arkasında iyi bir takım olmazsa koca bir hiçtir.

Bunun örnekleri sporda mevcut Schumacher-Ferrari işbirliği böyle bir şeydi. Bisiklette eğer yeni iddialar ile durumu sıkıntıya girmezse İngiliz Sky takımı var. Futbolda Barcelona takımı gibi örnekler aklınıza gelebilir. Messi’yi Racing Santander’e transfer etseniz hiçbir zaman şu anda yanında olduğu kadar verimli oynayamaz. Messi’yi dahil iyi kılan arkasında oyununu iyi oynamasını sağlayan takım arkadaşlarıdır. Ülkemizinde politikada toplumu iyi anlayacak arka planı temiz, insan idaresini anlayan kişilere ve bunu ülke de yaşanan her şeye soyut kalmayacak bir topluluğa ihtiyacı var.

Devletlerin yarattığı gündem ve söylemler ne kadar güçlü olursa olsun yapaydır. Şehitlik, islam dininde çok önemli bir mertebedir ama ülkemizde her geçen gün devletin ölen insanların üstünü kapayıp toplumu susturmak için kullandığı bir kelime oldu. Liderlik de aynı kaderi paylaşıyor. Ülkemizde meclise giren parti başkanları medya ve halk gözünde dokunulmaz kılınmak için lider diye hitap ediliyor. Ama meclis içinde ve dışında lider olarak anılan insanların yaptıkları işlere bakınca pek lider gibi durmuyorlar. Spor farklı bir alan ama lider deyince Schumacher, Senna, Messi ya da Jordan gibi adamlar gelirken, ülkemizde siyaseti yürütenlerin bırakın devlet gibi bir kurumu Türkiye futbol liglerinde bir takıma başkan bile yapmazsınız.

Maalesef ülkemizde toplum başına ne gelirse gelsin kabul etmeyi kendine görev bilmiş. En başta devlet veya başındaki insanlar kutsal vs. değil tam tersi, siz neyseniz onlardan aynı et ve kemikten yaratılmış. Bilmiyorum toplumumuzun kendi iradesini kullanmaktan korkup bahaneler arkasına sığınmasına benim gözüme hoş görünmüyor. Hep cahil vs. diye muhabbet dönüyor ama ne cahil ne de cahil olmayanın elinden iş gelmiyor. Herkesin oturup kendisine ne yapıyorum diye sorması lazım. Taraftarlık ve siyasetin sonucunun bedelini herkes ödüyor. Demek ki kimse daha iyi bir ortamda yaşamak istemiyor. Türkiye'yi bence en iyi özetleyen cümle ''kendi düşen ağlamazdır'' o yüzden eğer düşmekten sıkıldıysanız, ayağa kalkmayı öğrenebilirsiniz.

 

Mustafa Sarı Mustafa Sarı hakkında:

Uzun ince bir yolda içinde motor,top veya tekerlek içeren sporlarla ilgili. Politik, teknolojik işleri seven biri. Unutmadan çizgi romanlara paralel evrenden bağlı bir yazar. ''İnsanlar onları değiştirecek ve sarsacak dramatik bir sembole ihtiyaç duyar. Bu sembol hem korkutucu olmalı hem de birleştirici olmalı''





YAZARIN DİĞER YAZILARI