Ömer Abidinoğlu Ömer Abidinoğlu yazdı:

Diren-İş: İnsan kalmanın sendikal isyanı

24 Temmuz 2013 | Güncel, Türkiye


Bu halk belki uyandı belki uyanmadı. Ama bizim için yaşamak yeniden bir "mana" kazandı. Yaşamak "manasına" kavuşunca, savaşmak ve direnmek kendiliğinden gelip yeryüzü soframıza oturdular.

"Muazzam bir çarpışma, muazzam bir nefs kargaşası yaşadık ve bir Allah varsa, gölgesi bizim üzerimize düşüyordu."

İlk gazı yediğim günden, toma yediğim güne...İlk kez evime kadar kaçmam gereken günden, tanımadığım insanların beni arka bahçelerinde sakladıkları güne...Çevik Kuvvet Şube Müdürü ile birebir konuşarak direnen yoldaşlarla aralarında bir "anlayış" köprüsü oluşturma çabalarımdan, 10 kişilik bir polis ekibi tarafından, yanımda iki dostum ile 3 sokak kovalandığımız ve dostlarımın paintball mermileriyle acı içinde kaldıkları güne...

Güzel günlerdi ve çok güzel kalacaklar.

O günler, o direniş, o kaygılar, o kenetleniş çok değişik bir kafalardı. Hayatımda hiç bu kadar yaşamamın ve hala hayatta olmamın bir manası olmamıştı. Hiç bu kadar gündüz büründüğümüz zoraki kimlikler besleyici ve sabredilir olmamıştı. Gündüz çalışıyorduk, kazandığımız parayla bize çelme takma ihtimali olan zaruri kapitalist hayat bok püsürüne "dur" diyorduk. Faturaları yatırıp, buzdolabına iki lokma bir şey alıyor ve "Şu günlerde bir eve daha fazlası gerekli değil" diyerek paramızı mide ilaçları ve inşaat baretlerine yatırıyorduk. Birbirimizi seviyorduk. Sonradan ne idüğü belirsizleşen bir şairin okuduğu ve ısrarla çok sevdiğim şiirinde dediği gibi, "Bak...İstanbul'u seviyordum, seni seviyordum!". Seni çok seviyordum direniş. Sana aşık oldum sokak. Sizlere çok kanım kaynadı çapulcu tayfası. Sizler ne kudretli insanlarsınız böyle?

Sokakları tarif etmek, yeryüzünün tüm kelimeleriyle dahi mümkün olacak bir şey değil. Yine şiire sığınıyoruz ve "Artık şiirlerimi anlayan yok zaten, yazmayayım bari" diye iyiden iyiye sıyıran ama yine ısrarla -ısrarcıyımdır- en büyük şairimiz olarak gördüğüm sıyırmış ozanımızdan geliyor tanımın babazulası: "Uzun bacaklı tanrılar koşuşur sokaklarda".

Ben gördüm o tanrıları. "Yeter be kardeşim" diyen, diyebilen, demesi gerektiğine inanan tanrıları gördüm. Hiçbir kutsal kitabın ve sistemin legal kıldığı unsurun erişemeyeceği noktalarda, gelen gaz bombalarından sek sek oynayarak kaçıyordu ruhlarımız.

Bizi devşiremediniz fikriyatı basur böcekler.

Allah'ın gölgesini üzerimizde hissederken, sizler evleri bombalayıp, kardeşlerimizi öldürdünüz.

Kaçmaya çalışan kardeşlerimizi, kolundan çekip sopalarla öldürdünüz.

Kiminiz pala çekti, kiminiz tek bulduğuna 15 kişi girişti, kiminiz mahallenin AKP'li muhtarıyla parklara baskın yaptı, kiminiz sivil polisleri terörist kılığına soktu bok kokan bir tiyatro oynadı.

Yemedik.

Gaz yedik, paintball mermisi yedik, plastik mermi yedik, çeşitli kimyasallar yedik; ama çaresizlikten düşünerek değil sıçarak kurguladığınız "ana akım medya" ve "yandaş" hokkabazlıklarınızı yemedik.

Öyle de çaresiz kaldınız ki.

Ters köşe oldunuz şafak vakti. Sizin "zikrediyor" dediğiniz kuşlar, sokak aralarında yeniden toplanmaya çalışan yoldaşların tepelerinde şakıdı.

Öyle de çaresiz kaldınız ki.

Ne gibi yalanlar uyduracağınızı şaşırdınız. Milli kaygılar nicedir gütmüyordunuz, oradan vuramadınız. Din ve kapitalizme sığındınız. Yani gerçek yaratıcınıza. Öyle ya, sizi kapitalizm yaratmadı mı? Kapitalizmin neşteri şekillendirmedi mi satılmış, köle ruhlarınızı? Bu nasıl bir estetik? 50 yaşındaki porno yıldızlarına benziyorsunuz...

Medyayı satın aldınız, sizden başka at koşturanları batıra batıra el koyduğunuz "iletişim kanallarının" sayısı bilmem kaça vurdu.

Yetmedi.

Öyle oynak ve kıvrak ruhlu adamlar vardı ki emrinizde, insanlar öldürülürken Penguen belgeseli yayınladılar.

O penguenleri ben iyi tanırım. Rahmetli babanemin odasında bir oyuncak penguen vardı "bu ne ulan adam gibi bana bakıyor al bunu yatmam bununla ben" diye odadan kovmuştu.

Siz kiminle yattınız? Kime tıklatıyorsunuz kendinizi, asparagas ve dolar kokan gecelerinizde?

Bu halk belki uyandı belki uyanmadı.

Ama bizim için yaşamak yeniden bir "mana" kazandı. Yaşamak "manasına" kavuşunca, savaşmak ve direnmek kendiliğinden gelip yeryüzü soframıza oturdular.

Size mezarınızda rahat yok.

Öyle de kalleş, öyle de vicdansız, öyle de yüzsüz piçlersiniz ki...

Not: Kafada ve ruhta açılan yaralar ve dönen binlerce "imge"/"anı" sonucu çok da disiplinli, sistemli ve "köşe yazısı" tadında bir şey beklemeyin benden. Bu mümkün görünmüyor. Ama değinmediğim bin tane yer elbet var, direniş konusunda tek yazım bu olmayacak o kesin.
Not2: Ha, bu arada; herkese selam olsun! Yeniden ses etmek ne güzel...

Ömer Abidinoğlu Ömer Abidinoğlu hakkında:

Biraz şair, biraz yazar. Yazı ve şiirleri bir çok kez "Gerçek Hayat" sayfalarında yer bulurken bir kere de "Sözcükler" dergisinde yayınlandı. Gazete okursa genelde Birgün alıyor, Thom Yorke dinliyor ve kedileri; en başta da Kaplan mahlukatını pek seviyor. Ailesi, yazarı, koca adam olana kadar "Senden bir bok olmaz" minvalinde 'gömçürtmüştür'. Yazar, yıllar sonra, "bir bok olabilmenin" gerçek manasını ve bedelini keşfetmiş, "bir bok olamamanın" haklı gururuyla hayatında devam etmiştir.