Mustafa Sarı Mustafa Sarı yazdı:

Bisiklet Üstünden Topluma Bakış

22 Ekim 2019 | Güncel, Bisiklet


Bisiklet deyince bisikletçilerin aklına bir sürü kelime gelir. Özgürlük, rüzgar, hız, adrenalin veya rahatlama gibi kelimeler bunlardan sadece aklıma gelen bir kaçı. Maalesef ülkemiz şartlarında bisiklet sürmek aklınıza gelen keli...

Bisiklet deyince bisikletçilerin aklına bir sürü kelime gelir. Özgürlük, rüzgar, hız, adrenalin veya rahatlama gibi kelimeler bunlardan sadece aklıma gelen bir kaçı. Maalesef ülkemiz şartlarında bisiklet sürmek aklınıza gelen kelimeler kadar hoş bir deneyim olmuyor. Bu küçük şehirlerde durum tolere edilebilir haldeyken özellikle İstanbul gibi şehirlerde durum berbat bir hal alıyor.

İstanbul için durumu berbatlaştıran genelde kalitesi iyi olmayan yollarla birlikte size hiç saygı duymayan araç sürücüleri ve yayaların birleşimi olması gerektiğinden daha tehlikeli bir ortam yaratıyor. İşin kötü yanı bu durum her geçen gün daha da derinleşiyor. Bisiklet sürerken genelde ilk düşündüğüm güvenli bir şekilde gideceğim yere varmak ya da yine güvenli şekilde antremanımı bitirmek oluyor. Bisiklet sürerken insanları gözlemlediğimde ise toplumun yavaş yavaş ne kadar derinden ve iğrenç bir biçimde çürüdüğünü görüyorum.

İnsanların bisiklet konusunda duyarlı olmasını bıraktım bazı insanlar sırf siz kaza yapın diye özel yola atlıyor ya da arabası ile sizi sıkıştırıyor. Bu insanların ahlak sınırları olmadığını da siz yanlarına gidip sorduğunuzda anlıyorsunuz. Ya hiç cevap vermiyorlar ya da kaçıp gitmeyi seçiyorlar. Bu durumda bisiklet sürerken bende artık şunu sorgular hale geldim. Madem benim hayatımı tehlikeye atabilecek hareketler yapabiliyorlar bu durumu benimle birlikte aynı tehlikeyi paylaşıncada aynı şekilde umursamaz ve mutlu olacaklar mı? Maalesef ülkemizde 17 yıldan süre gelen yozlaşma, ahlaksızlaşan toplum yeniden ekonomik krizin güçlenmesi ile her gün daha da bencilleşen ve insanlarla paylaşmak yerine onları yoketmeyi seçen insanların sokaklarda dolaşıp ruhsuz birer robota dönüştüğü bir ülkeye döndü.

Bu yozlaşma o kadar dip noktaya inmiş ki Mauriana çukuru bile şu anda ülkemizdeki insanların pisliğini taşıyacak derinlikte değil. Bu durumun en çarpıcı olduğu nokta ise eğitim düzeyi yüksek ilçelerden daha eğitim seviyesi düşük insanların olduğu semt veya ilçelerde bile durum tehlikeliden daha düşük bir konumda değil. Ülkemizde bence insanların bu derece kaybolmuş ve sitemkar olmasının sebepleri belli. İnsanlar gücü elinde bulunduran hegemonya tarafından neredeyse hiçbir taleplerini talep edemez hale gelince bunun acısını sevmedikleri her şeyden çıkarmaya başladı. Toplumsal talep etmenin ülkemizde kültürel olarak olmadığını söyleyenler olacaktır ama ülkemizin yakın tarihine bakınca durumun 2014 yılına kadar hiçte öyle olmadığını görüyoruz. Bu toplumsal olarak insanların duygularını içine atıp memnun olmadıkları şeyleri değiştirme gücünü kaybetmelerini bilmek insanları duyarsız robotlara döndürdü.

Ayrıca insanlarımızın yeterince olgun olmayıp kendini eğitmek konusunda genel anlamda pek bir şey anlamadıklarından dolayı insanlar haklarını talep etmekten korkuyor. Daha da ötesi ülkemizde kötü niyetli kişiler kurallar ve denetleme de olmadığı için her şeyin yanlarına kar kalacağını biliyor. Bu tür şeyler birleşince ortaya bisikletinizle keyifli bir sürüş yapmak istediğinizde karşınıza kendisini kamikaze gibi kullanan ya da arabasını silah gibi kullanan yozlaşmış insan ordusu buluyorsunuz. Ekonomik krizin güçlenmesi nedeniyle insanlardaki korku nedeniyle olan suskunluk pasif bir isyana bırakmış durumda. Ama insanlar robotluktan çıkmak istediklerinde bile hala medya ve futbol aracılığı ile yine robotize ediliyor. Bundan dolayı da toplumumuz maalesef bir ileri üç geri gidiyor.

Bunun bisikletliye yansıması ise halen acımasız ve nefret dolu oluyor. Trafikte giderken minibüs, taksi veya otobüs dışında özel araçlar özellikle aynı yolda sizi istemiyor. Bunun içinde eğitim düzeyi yüksek ama zeka anlamında kendini geliştirmemiş zengin olup yolları kendinin görenlerden, tam tersi eğitimsizlikten trafik kanunun ne olduğunu bilmeden yollarda bisikletlilere öcü gözle bakan sürücülerle dolu. Bundan daha absürdü ise bisiklet kıyafetinizin rengini beğenmeyip sizi yoldan atmak isteyenlerde ülkemizde mevcut. Bence toplumumuz kesinlikle mental ve zihinsel açıdan sorunlu bir toplum. Hegemonya sahipleri tarafından dayatılan ve toplumun kabul ettiği o kadar çok şey var ki. Bu yazıya sığdırmaya kalksam aya yol yapacak kadar uzar.

Bence bisikletin topluma entegre edilmesi konusunda bisiklet konusunda öncülük yapan insan veya kuruluşların hiçbir şey yapmadığını düşünüyorum. Toplumun yozlaşmışlığı maalesef bisikletle ilgilenen insanların içinde dahi fazlasıyla var. Bundan dolayı en küçük hakkınızı aramayı düşündüğünüzde kendinizi bulduğunuz durum yalnızlık oluyor. Özellikle bisiklet federasyonu ve ünlü sporcular bu konuda sessiz. Ama aynı insanlar konu siyaset yapmak olunca ortalığı yıkıyor. Durum böyle olunca bisikleti sevip ülkemizde kullanmak istediğinizde kendinizi yozlaşmış ve ahlaki olarak çökmüş insanlardan oluşan bir top yumağının içinde buluyorsunuz.

Bu top yumağı maalesef kar topu etkisiyle hala büyümeye devam ediyor. Krizin etkilerinden dolayı tepki verdiğini düşünsemde toplum hala robotik bir şekilde kuyruğunu kovalayan köpek gibi etrafta dolaşıyor. İyileşmeler olsa da biat üstüne kurulmuş bir sistemde robot olmayı kabul etmiş insanlar sizle aynı hobiyi paylaşsa bile onların yetersizliği ve insan olma bilincinden uzak olmaları sayesinde dolaylı da olsa hayatınızı bisiklet sürerken tehlikeye atan zincirin içinde hüküm sürüyorlar. Bu durumda bisikletliler toplumdan bisikletin kanunlar tarafından yayalara veya araçlara karşı korunmasını talep ettiğinizde bu insanlar elde ettikleri güçle edindikleri konum yüzünden buna ses dahi çıkarmıyor. Sosyal medyada bisiklet hakkında anılarını paylaşsa da destek beklediğinizde toplumda kendilerinde gördükleri konum yüzünden sadece izliyorlar.

Bu nedenlerden dolayı bisiklet maalesef ülkemizde yakın zamanda daha popüler veya daha topluma kazandırılmış bir ulaşım aracı olamayacak. Bunun oluşması sadece ileride olabilecek bir güç değişimiyle başlayabilir. Bisikletle yaşamayı umursayan ve bunu devam ettirmek isteyenler ise kaçınılmaz olarak bunu görev edinmek zorunda kalacak. Bisiklete bindiği halde bisikletin ulaşım aracı olduğunu bilmeyen ve bunu desteklemeyen insanlar ülkemizde oldukça bisikletimize binip gerçekten özgürce dolaşacağımız günler uzak maalesef. Bunun daha ötesinde sadece gösteriş, kolay yoldan kazanmayı kendine hak gören, iki yüzlü bir toplum varken bisiklet de diğer ulaşım araçları gibi bir alt kültür olarak kalacak.

Bunu her zaman demişimdir. Bisikleti birilerine yaranma veya etrafından çıkar sağlamak amacı olmadan ülkemizde yaymaya ve hakkını arayan herkes gelecekte profesyonel spor dışında bunun için çalışan hiç kimsenin muhtemelen kimse adlarını hatırlamayacak ama bu insanların bıraktığı miras belki de ülkeyi değiştirecek. Gerisini zaman gösterecek. Bunu Samanyolu Galaksisi’nin Orion kolunun daha merkeze yakın kısmından ve galaksimizin merkezine 3500 ışık yılı uzaktan yazıyorum.

Mustafa Sarı Mustafa Sarı hakkında:

Uzun ince bir yolda içinde motor,top veya tekerlek içeren sporlarla ilgili. Politik, teknolojik işleri seven biri. Unutmadan çizgi romanlara paralel evrenden bağlı bir yazar. ''İnsanlar onları değiştirecek ve sarsacak dramatik bir sembole ihtiyaç duyar. Bu sembol hem korkutucu olmalı hem de birleştirici olmalı''