Ömer Abidinoğlu Ömer Abidinoğlu yazdı:

Ayrımcılık: Gazeteciliğin Sınıfta Kalışı

31 Mayıs 2008 | MedyaKritik, Medyadan Seçmeler


Gazetecilik açısından, toplumsal dinamiklerden, farklılıklardan ve tercihlerden herhangi birisinin 'tutulup', 'övülüp', gizli mesaj ve haber şablonu içerisindeki vurgulamalar ile 'öne çıkarılması', son derece sakıncalı ve ilkeleriyle karşılaştırıldığında mutlaka kaçınılması gereken bir durumdur.

Gazetecilik açısından, toplumsal dinamiklerden, farklılıklardan ve tercihlerden herhangi birisinin 'tutulup', 'övülüp', gizli mesaj ve haber şablonu içerisindeki vurgulamalar ile 'öne çıkarılması', son derece sakıncalı ve ilkeleriyle karşılaştırıldığında mutlaka kaçınılması gereken bir durumdur.

Özellikle başörtüsü tartışmalarının alevlenmesi ve buna bağlı olarak yukarıda bahsedilen gazetecilik travmalarının bu alanda yoğunlaşması ile birlikte, çok daha belirgin bir şekilde gözler önüne serilmiştir bu ayrımcılığı temel alan hastalıklı gazetecilik anlayışı. 

Artık kabul etmek gerekir ki, neredeyse her gazetenin durduğu ya bir cephe söz konusudur ya da savunduğu bir ideoloji, hareket. Bu eksende düşünülürse, gazetenin takip ettiği ve inandığı yol çerçevesinde böyle küçük oyunlar ve gücünü 'ön plana çıkarma' ile 'vurgu' seçimlerinden alan bir stratejinin en azından sebebini anlamak mümkün. Hiçbir gazete , 'gazetecilik' ve beraberinde getirdiği mesleki ahlakla yoğrulmuş kuralları, kişisel çıkarlarından öncelikli görmüyor. Bu kimi zaman arkalarında var olan, ve o gazete o çizgide seyrettiği, söz konusu kesimin ekmeğine yağ sürdüğü sürece devam edecek olan desteğin kesilmesi korkusuyla oluyor. Kimi zaman sadece sözü geçen ağırlıklı isimlerin kaprisleri ile. Ne şekilde olursa olsun, bu bizim 'inanmak istediğimiz' gazetecilik değildir.

Hürriyet gazetesi yeni bir reklam yapmıştı kısa bir süre önce. Birçok televizyon kanalında döndü durdu uzun süre. Devletin mecbur bırakması sonucu zoraki geliştirdiğiniz 'youtube erişme' yeteneğiniz ile erişebilirseniz 'hürriyet hakkımızdır' şeklinde aratarak bulabiliyorsunuz. Eleştirilerim direkt olarak bu reklam filmi veya onun içeriğine değil, fakat bu içerik ile kesinlikle bağdaşmayan Hürriyet'in çizgisinin yarattığı tezatlığa olacaktır.

Açıkçası ilk izlediğimde reklamın sonunda gazetenin ismini görene kadar "Olsa olsa Zaman'ın reklamıdır bu" diye düşünmüştüm. Neden derseniz Hürriyet'in çoğu zaman gazetecilik açısından fiyasko ile sonuçlanan, hiçbir etik değer ve saygı tanımayan anlayışı ile, reklam filminde söylenen "Herkes eşittir diyecekler, ancak göreceksin bazıları daha eşittir" veya "Başını aç derler veya ört. İstedikleri gibi olmazsan öldürürler belki seni" şeklindeki sözlerin bağdaşması mümkün değildir. Yani reklam filminde bu mesajları veren bir gazete ya çok büyük bir yüreklilik ile kendini eleştiriyor kamunun önünde veya birazcık 'sallıyor'. Çünkü Hürriyet, özellikle şu 'başörtüsü' konusunda, "Lisede Namaz"dan öteye geçemeyen vasat ve çirkin gazeteciliği ile inandırıcılığını yitirmiş ve bugün bahsettiğim konuda baş örnek olmaya hak kazanmış bir oluşumdur.

Beni bunları düşünmeye iten şey bugün Hürriyet'in 'Gündem' sayfasında alt kısımlardaki ufacık bir haberin içerisinde bana 'kocaman' dokunan bir cümle. Anayasa Mahkemesi üyesi Şevket Apalak'ın kızı evlenmiş, mutlu olurlar inşaallah. Haşim Kılıç'da eşi ile birlikte oradaymış. Şimdi, yanında bir resim ile birlikte adeta 'belge' gibi desteklenmiş şu cümleye bir bakar mısınız lütfen: "Düğüne Kılıç'ın türbanlı eşi Gönül Kılıç da katıldı". İşte 'sınıfta kalmış, ucuz, militarist, cepheci' gazetecilik diye tanımladığım şey budur. 

Bu haberde Haşim Kılıç'ın eşinin katıldığının belirtilmesinin kesinlikle hiçbir haber değeri bulunmamaktadır. Fakat 'türbanlı eşi' şeklinde bir tasvir ise kesinlikle çok büyük anlamlar taşımaktadır. Bu, okuyuculara Haşim Kılıç'ın eşinin 'türbanlı' olduğunun hatırlatılması ve eğer onlar kutuplaşan Türkiye'de hala bir taraf seçmemişlerse, seçime çağırılmasıdır. Bu bir hedef göstermedir. Bu insan haklarını geçelim(kendilerinden başka kimseye yaramamış olan uyduruk ve sözde evrensel değer), ahlaki ve mesleki olarak da büyük bir hatadır.

Bu haber mutlaka, Haşim Kılıç'ın başkanı olduğu Anayasa Mahkemesi'nin ileride alacağı olası kararlar öncesi, insanların zihinlerinde belli ön yargıların temelini atmaktır. Böylece biz de onlar gibi, muhakkak bir taraf veya cephenin gözü ile bakmak, olaylara tertemiz bir zihin ile değil, önceden -kırıntıları dahi olsa- parçaları serpiştirilmiş bakış açıları ile yaklaşacağız.

Evet istenen budur, çünkü ancak bu şekilde dönen bir devranda kimse çıkıp "gazetecilik ne olacak?" diye sormaz. Dahil olduğu veya dahil olduğuna inandırılmış olduğu tarafın otomatik savunmaları ve zehirleri ile öylesine meşguldür ki, şu 'uzaylı' liberaller dışında kimsenin değinmeyi akıl edemeyeceği konulara girmek, kişi için son derece uzaktır.

Bu işi normalize edecek tek şey, Ertuğrul Özkök'ün 'türbansız eşi ile birlikte' katıldığı bir davet veya ne haltsa onun haberidir. Ne kadar saçma olurdu öyle değil mi? "E, tamam ama olmayan şey elbette yazılmayacak, farklı olan durum o örtünün olması!" diyenler olacaktır. Cevabım şu yönde olur, "Anormal olanın örtülü olmak olduğunu da nereden çıkardın budala?".

Sevgiler, Selamlar...

Ömer Abidinoğlu Ömer Abidinoğlu hakkında:

Biraz şair, biraz yazar. Yazı ve şiirleri bir çok kez "Gerçek Hayat" sayfalarında yer bulurken bir kere de "Sözcükler" dergisinde yayınlandı. Gazete okursa genelde Birgün alıyor, Thom Yorke dinliyor ve kedileri; en başta da Kaplan mahlukatını pek seviyor. Ailesi, yazarı, koca adam olana kadar "Senden bir bok olmaz" minvalinde 'gömçürtmüştür'. Yazar, yıllar sonra, "bir bok olabilmenin" gerçek manasını ve bedelini keşfetmiş, "bir bok olamamanın" haklı gururuyla hayatında devam etmiştir.