Avi Mizrahi Avi Mizrahi yazdı:

1980 Sonrası Türkiye Toplumunda Modernleşme ve Serbest Piyasa Ekonomisi

01 Şubat 2008 | Türkiye, Ekonomi


Gerek diğer alanlarda gerekse dilde karşımıza çıkan değişiklikler aslında zihinlerdeki değişimin birer yansımalarıdır. Dolayısıyla bu değişim, bireylerin değer verdikleri kavramların farklılaşmasına, günlük hayatta yerine getirdikleri eylemlerin eskisinden farklı bir hal almasına neden olmaktadır.

Modernleşme, Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan beri ülkenin gündeminden bir madde olarak günümüze kadar geldi. Türkiye’deki modernleşmenin zorla mı yoksa rıza ile mi gerçekleştiği, modernleşmenin “ilerleme” olup olmadığı, batı dışında bir “ilerleme”nin söz konusu olup olmayacağı hep tartışıldı. Çağlar Keyder’e göre modernizmin savunucusu, “Modernleştirici Türkler modernleşmeyi Batılılaşmayla, Avrupa uygarlığında bir yer edinmekle özdeşleştirmişlerdi.” Hiç şüphe yok ki, geçen yıllar içinde Türkiye batıyı merkeze koyan bir modernleşme sürecinden geçti. Türkiye’de Batılılaşma yolunda atılan adımlardan biri ise 80’li yıllarda alınan çarpıcı ekonomik kararlardı.

II.Dünya Savaşı sırasında içe kapanık bir ekonomik düzen ile Türkiye, ülke içindeki tüketimi minimum seviyeye indirmeye çalışmıştı. Savaşın ardından 1950 yılında iktidara gelen Demokrat Parti ise ülke ekonomisinin karma bir modeli benimseyeceğinin sinyallerini vermekteydi. Fakat 1960 askeri müdahalesinin ardından geçen 20 sene boyunca ülkede, dışa dönük bir düzeni eleştiren, sınırlı ithalat ile ayakta durmaya çalışan bir ekonomi politikası gelişti. 80’li yıllara gelindiğinde ise Türkiye artık önemli bir dönemecin başında idi. 1980 yılında Demirel hükümeti tarafından alınan “24 Ocak Kararları” ile artık ülke, Amerika Birleşik Devletleri’nin liderliğini üstlendiği ve dünyada gittikçe popülerlik kazanan bir ekonomik modeli, serbest piyasa ekonomisini benimsemek üzereydi. 12 Eylül 1980’de yaşanan askeri darbenin ardından, 6 Kasım 1983 seçimleri ile tek başına iktidara gelen ANAP, Turgut Özal önderliğinde 3 yıl önce alınan kararların doğrultusunda ilerledi. Ekonomi politikasındaki bu değişim diğer toplumsal etkenler ile birlikte bireylerin günlük hayatta gerçekleştirdikleri eylemlerden, kişiler arası ilişkilerine, gittikleri mekânlardan, yükselen değerlerine kadar birçok noktada değişime neden oldu.
Bu dönemde farklı alanlarda karşımıza çıkan değişikliklerden bazılarını şu şekilde sıralayabiliriz:

Piyasadaki Değişim
Alınan kararlar ile ilk olarak ithalat serbest bırakıldı ve yıllardır “kaçakçılık” ile ülkeye sokulan yabancı marka tüketim mallarının, ülkeye yasal girişi kolaylaştırıldı. Bunun sonucunda ithal ürünler, günlük hayatta çok daha rastlanır nesneler haline geldi. Örnek vermek gerekirse, önceleri arabasının camının önünde bir Marlboro paketi bulunduğundan dolayı polis kontrolünden geçen bir taksi şöförü, artık rahatça aynı sigarayı işi sırasında içebiliyor; daha önceleri sadece yabancı filmlerde görebileceğiniz, yurtdışında üretilen yabancı marka bir peynir, artık Türkiye’de maddi durumu elverişli olan bir ailenin kahvaltı masasında karşınıza çıkabiliyordu. Çok fazla çeşitte ithal tüketim malı ile tanışan Türkiye toplumu da bu ürünleri tüketmekte kararlıydı.

“Para, para, para”
Bu dönemde Türkiye, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası ile de tanıştı. İMKB’nin kurulmasıyla “para” günlük hayatın içine daha da girmeye başladı. Günlük sohbetlerde paranın ismi daha çok anılır oldu. Bunun üzerine günlük gazetelerde de bazı sayfalar sadece ekonomi haberlerine ayrıldı. Ekonomi artık, sadece işadamlarının değil sıradan insanın da üstüne düşündüğü bir konu haline geldi. Birçok kimse daha çok para kazanıp, daha iyi bir yaşam sürmenin planları yapmaya başladı.

“Daha kaliteli bir yaşam sürmek” serbest piyasa ekonomisi ile yeni tanışan genç girişimcilerin benimsedikleri değerler arasında da yer almaktaydı. Tüketici kitlesini bu gibi sınıflardan seçen kimi iş adamlarının/iş kadınlarının yatırımları ise çok gecikmeden geldi. Gelirleri yüksek olan bu bireylerin isteklerinden biri olan stresten uzak, konforlu konutlara çözüm olarak şehrin gürültüsünden uzakta, doğayla iç içe siteler inşa edildi. Villa konutlardan oluşan bu siteler ile talep karşılanmıştı. Aynı sınıf içinde, bu sefer de sitelerin şehirden uzak olmasından şikayet eden bireyler ortaya çıktı. Onların bu ihtiyacını ise hedef tüketici kitlesini “şehre tutkulu olanlar” olarak ilan eden ve adeta birer oteli andıran, yüksek kaliteli “Rezidanslar” giderdi. Modernleşme yolunda konutlar, değişen mekanların başında yer aldı.

“Kapitalizmin Tapınakları”
Bu yolda karşılaşılan bir diğer yeni mekan türü ise alışveriş merkezleri oldu. Günümüzde kimi çevreler tarafından “Kapitalizmin Tapınakları” olarak anılan bu yerlerin ortaya çıkması ile insanlar birçok marka ve çeşitten ürüne aynı ortamda ulaşabilecekleri yapılar ile tanıştılar. Alışveriş merkezlerine yemek restoranlarının, sinema ve tiyatro salonlarının da dahil edilmesiyle bu mekanlar sokaklara karşı güçlü birer alternatif olarak anıldılar. Bu tür alışveriş merkezlerinin yaygınlaşması ise bir tüketim toplumu olma yolunda atılan adımlardan biri olarak algılandı.

Kaliteli Ürün, Kaliteli Kullanıcı
Bir diğer yenilik ise tüketilen ürünlere yüklenen farklı anlamlarda oluştu. 90’lı yıllara kadar halk arasında çok fazla adı anılmayan puro, özellikle yüksek gelirli girişimciler tarafından çok sevilen bir nesne haline geldi. Çağdaşlarından geri kalmamaya özen gösteren benzer sınıf mensuplarının bir diğer gözde tüketim ürünü ise kalitenin ve prestijin simgesi olan şaraptı. 1990 yılında Cumhurbaşkanlık Köşkü’nde düzenlenen yılbaşı davetinde çok miktarda tüketilen şarap, gazeteci Ertuğrul Özkök’ün o yılı “Şarap Yılı” olarak ilan etmesini bile sağlayacaktı.

Prestij Artık Anahtarda
Aynı durum ithal arabaların yaygınlaşması ile de yaşandı. Bu tip arabaları kullanabilmek için belirli bir gelir düzeyine sahip olmak gerekmekteydi. Yüksek gelirli bu kullanıcı sınıf arasında pahalı, kaliteli araca binmek yüksek bir statüye sahip olmak ile eşdeğer tutuldu. Önce uzakdoğudan ithal edilen ve halk arasında “Japon arabalar” olarak bilinen araçların, daha sonra da BMW, Mercedes türünden otomobillerin anahtarları prestij simgeleri haline dönüştü. Modernleşme sürecinde karşımıza çıkan olgu, Türkiye toplumunda maddeye verilen değerin artık eskisinden daha da kuvvetli olduğuydu.

“Zaman nakittir, bu seferlik ‘hızlı yemek’ yiyelim.”
Zihinlerde değişen bir diğer kavram ise “zaman” oldu. Zaman artık nakitti. Zamana verilen değerin artması ile günlük hayatta yerine getirilen birçok eylemin algılanışında da değişiklikler gözlendi. Yemek yeme eylemi de bunlardan biriydi. Çoğu kimsenin dikkatini artık yemeğin kalitesinden çok pratikliği çeker oldu. 1986 yılında Taksim’de açılan McDonald’s, Türkiye’deki “hızlı yemek” restoranlarının ilki oldu ve bu ihtiyaca hizmet etti. Batıdan ithal edilen “hızlı yemek” kültürünün Türkiye toplumu tarafından benimsenmesi ile toplumunun yeme alışkanlıklarının değiştiği söylenebilir. 

“Aç şu televizyonu da izleyelim.”
Rıfat N.Bali’ye göre bu dönemde Türkiye toplumundaki değişimin makinistleri olarak anılması gereken kimseler, batı merkezli bir dönüşümün gerekliliğine inanan ve bu yönde topluma şekil vermeye çalışan medya mensuplarıydı. Gerçekten de medyanın bu süreçteki rolü yadsınamazdı. Zaten bireyler televizyon başta olmak üzere medya organlarının mesajlarına fazlası ile açıktı. Televizyonun günlük hayata girmesi ise şu şekilde gelişti: Türkiye toplumu aslında 60’lı yılların sonunda televizyon ile tanışmıştı. 1990 yılında ise o zamana kadar bu platformda tek başına yayın yapan TRT’nin yanına bir özel televizyon kanalı olan Magic Box eklendi. Yeni televizyon kanalı, televizyon sektörünü de artık rekabete açık bir platform haline getirdi ve TRT’ye kıyasla daha “popülist” bir çizgide ilerledi. Bu olay, toplumun televizyona olan ilgisinin daha da artmasına sebep oldu ve televizyon izlemek, günlük hayatın rutinleri arasında yavaş yavaş yerini almaya başladı.

“Bir kısa mesaj yeter...”
Televizyondan sonra teknolojinin dünyaya bir diğer hediyesi ise cep telefonları oldu. Yine 90’lı yıllarda Türkiye cep telefonu ile tanıştı. Bu yeni icat, kablosuz, uzak mesafeler arası sesli iletişimin yanında, SMS teknolojisi ile kullanıcının kendisinden kilometrelerce uzaktaki bir kişi ile çok kısa bir süre içinde mesajlaşmasını da sağlamaktaydı. İnsanlar artık birbirlerinin seslerini duymadan kısa bir süre içinde gerçekleştirilebilen bilgi alışverişi ile tanışmışlardı. Bu gibi ürünlerin günlük hayata girmesi ile mektup yazmak artık bir “gelenek” olarak anılır oldu. Bir örnek vermek gerekirse, yıllar önce birbirlerinin bayramlarını “kartlaşarak” kutlayan akrabalar, zaman içinde bunu “telefonda bayramlaşarak” daha sonraları ise bir “kısa mesaj atarak” yapmaya başladılar. ‘80 sonrası bu dönemde günlük hayatta karşımıza çıkan yeni iletişim araçları, kişiler arası ilişkilerin başkalaşmasında aktif rol aldı.

“Evladım, cebin yanında değil mi?”
Cep telefonlarının bir diğer etkisi ise dilde yaşandı. Yılladır bir kumaş parçasını adlandırmak için kullanılan “cep” kelimesi artık bir iletişim aracını tarif eder hale geldi. ‘50lerde evinden dışarı tek başına çıkan çocuğuna, anahtar ve cüzdanını alıp almadığını soran anne profili, artık yerini pencereden dışarı şu şekilde seslenen ebeveynlere bıraktı: “Evladım, cebin yanında değil mi?”

Gerek diğer alanlarda gerek ise dilde karşımıza çıkan bu türden değişiklikler aslında zihinlerdeki değişimin birer yansımalarıdır. Dolayısıyla bu değişim, bireylerin değer verdikleri kavramların farklılaşmasına, günlük hayatta yerine getirdikleri eylemlerin eskisinden farklı bir hal almasına neden olmaktadır. Türkiye toplumunda 20.yüzyılın ikinci yarısından itibaren karşımıza çıkan bu değişim ise aslında Anadolu kültürünün, yukarıda bahsedilen modernleşmeci zihniyetin getirdiği, kimi zaman zorla benimsetilen, kimi zaman ise gönüllü olarak benimsenen ekonomik, toplumsal ve siyasal reformlara yankısından ibarettir.

Yararlanılan Kaynaklar: 
Bali, Rıfat N., Tarz-ı Hayattan Life Style’a, İletişim Yayınları, İstanbul, 2004.
Keyder, Çağlar, “1990’larda Türkiye’de Modernleşmenin Doğrultusu”, s. 29-42, Türkiye’de Modernleşme ve Ulusal Kimlik, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, Mart 2005.

-Not- 
24 Ocak Kararları:
1980 yılında Süleyman Demirel hükümeti tarafından ilan edilen ve o güne kadar uygulanan içe kapanık, devletçi bir ekonomi modelinin tersine yatırımı teşvik eden, dış ticarete öncelik veren serbest piyasaya modelini gerçekleştirmeye yönelik kararlar. 
 

Avi Mizrahi Avi Mizrahi hakkında:

Yazar hakkında ilave bilgi bulunmamaktadır.